Takip Edin

Gündem

Ahmet Davutoğlu, konuştu: “Erdoğan zarar veriyor”

Yayınlanma tarihi

-

İngiliz Financial Times gazetesi, parti kurmaya hazırlandığı konuşulan 62, 63 ve 64’üncü hükümetlerin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’yla yaptığı söyleşiye yer verdi. Laura Pitel’e verdiği demeçte partisi AKP’ye eleştiriler yönelten Davutoğlu, halen AKP’deki reform faaliyetleri için sorumluluk hissettiğini fakat ‘umudunun kalmadığını’ söyledi.

Gazetede, ‘Eski Başbakan, ‘Erdoğan’ın AKP’si derin bir mutsuzlukla parçalanıyor’ dedi’ başlığıyla yer alan söyleşi şöyle:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidar partisi ‘derin bir mutsuzluk’ içerisinde, eski başbakan Türkiye’nin baskın politik hareketini bölebilecek bir ayrılıkçı harekete önderlik ettiği için uyarıldı.

Ahmet Davutoğlu, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) temel değerlerinden uzaklaşmasının, partinin tabanı ve üst kademeleri arasında büyük hoşnutsuzluk yarattığını söyledi.”

“ERDOĞAN TÜRKİYE’NİN TEMEL KURUMLARINA ZARAR VERİYOR”

“Davutoğlu Financial Times’a verdiği söyleşide AKP’nin bir zamanlar ‘adalete, özgürlüğe, düşünce özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne’ değer verdiğini belirtti. Erdoğan’la girdiği güç mücadelesinin ardından istifa eden partinin eski lideri, sözlerine şunu ekledi:

‘[Fakat] son üç yılda, hayatımız boyunca saygı gösterdiğimiz bu temel değerlerin göz ardı edildiğini gözlemledim.’

‘Kurumlar zayıflıyor’ diyen Davutoğlu, başkanlık sistemine geçişle birlikte benzersiz bir gücün ellerine teslim edildiği Erdoğan’ın Türkiye’nin ‘temel yapılarına zarar verdiğini’ söyledi.

İktidara geldiği 2002 yılından beri partinin önemli bir figürü olan Davutoğlu, AKP’nin ağır yenilgi yaşayarak Türkiye’nin en büyük şehri İstanbul ve başkent Ankara’yı kaybetmesinin ardından kamuoyunda hoşnutsuzluğunu dile getiren iki önemli isimden biri oldu.”

“FAZLA UMUDUM YOK”

“Eski başbakan, Nisan ayında AKP yönetimine karşı yayımladığı 4 bin kelimelik eleştiriyle sessizliğini bozdu. Ay başında, güçlü eski ekonomi bakanı Ali Babacan, partiden Türkiye’nin ‘yeni gelecek vizyonuna’ ihtiyacı olduğunu söyleyerek istifa etti.

Partinin tecrübeli isimlerinin yaptığı bu eleştiriler Erdoğan’a karşı örneği görülmemiş bir meydan okumayı temsil ediyor. Eleştiriler, Erdoğan’ın derin ekonomik problemlerle uğraştığı ve Batı’yla gerilimi tırmandırdığı bir zamanda geliyor. Erdoğan geçen hafta bölünme ihtimaliyle ilgili soruya öfkeli yanıt verdi: ‘Bu ihanetin bir parçası olanlar bedelini ağır ödeyecek.’

AKP üyeliğine devam eden Davutoğlu, halen parti içerisinden reform faaliyetlerinde bulunmak için ‘sorumluluk’ hissettiğini söyledi ama ekledi, ‘fazla umudum yok.’ Yeni parti için henüz bir takvim belirlenmiş değil.”

DIŞ POLİTİKASI SORGULANIYOR

“Türkiye’deki mevcut muhalefetse, Davutoğlu’nun kendisini ülke sorunlarının çözümü olarak lanse etmesine karşılık derin şüpheler duyduğunu belirtiyor. AKP’nin dış politikasının mimarı olarak, Davutoğlu birçok kişi tarafından Arap Baharı’ndan sonra Türkiye’nin bölgede izole oluşuna sebep olmakla suçlanıyor.

Eleştirmenler ayrıca Davutoğlu’nun istifa ettiği 2016 yılında, Türkiye’de ifade özgürlüğü ve insan hakları önündeki büyük engeller hakkında gerçek olmayan demeçler verdiğini belirtiyor.”

DEMİRTAŞ YORUMU: “SORUMLUSU BEN DEĞİLİM”

“Davutoğlu kendisini savunarak defalarca Türkiye’nin otoriterleşmesine karşı endişelerini dile getirdiğinde ısrar ediyor: ‘Ben birçok gazeteciyi savundum’diyor. ‘Fikirlere ve entelektüel özgürlüğe saygı duyulması gerektiğini söyledim.’

Ayrıca şüpheci liberallerin de Davutoğlu’nun terörizm suçlamalarıyla üç yılını parmaklılar ardında geçiren Kürt muhalefeti lideri Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu kınamayı reddetmesinden etkilenmemesi pek mümkün değil. Davutoğlu, ‘Demirtaş benim istifamdan 6 ay sonra hapse atıldı. Yani ben bunun sorumlusu değilim’ diyor ve ekliyor, ‘Bu yasal bir süreç… Ben herhangi bir şey yapamam.’

“AKP SEÇMENİNDEN DAVUTOĞLUNA DESTEK YOK”

“Desteğinde azalma olmasına rağmen, Erdoğan ülkenin en popüler siyasetçisi olmaya devam ediyor. Araştırma şirketi PIAR’ın yayınladığı son ankete göre, AKP seçmeninin yüzde 80’i Davutoğlu tarafından kurulacak bir partiye asla destek olmayacağını belirtiyor. Ankette, Davutoğlu saflarına katılmamakta direnen Ali Babacan tarafından kurulacak partiye daha olumlu bakıldığı öne sürüldü.

Politikacıların dinamikleri sürdürmek yerine değiştirmeleri gerektiğini söyleyen eski başbakan, kendi hedefinin Türkiye’de yeni bir siyasi iklim yaratmak olduğunu ekledi. Davutoğlu, ‘İhtiyacımız olan şey açıklığa, şeffaflığa, özgürlüğe ve korkusuzca konuşabilmeye dayalı yeni bir psikoloji’ diye konuştu.

Davutoğlu sesini yükseltmeye karar verdiğinde, hiçbir Türk ana akım yayın kuruluşunun kendisini ekrana çıkarmadığını söyledi.

Bu ay, bir Youtube programında kendisiyle söyleşi yapan üç muhalif gazetecinin Rus devlet haber ağı Sputnik’teki programlarına son verildi. Bu, Ankara ve Moskova arasında Rus S-400 hava savunma sitemlerinin satın alınmasında sonra gelişen yakınlığın bariz bir işaretiydi.

Davutoğlu akraba kayırmacılık ve yolsuzluk konularında tartışma başlatmak istediğini vurgulayarak ‘Çünkü eğer eski başbakan olarak ben korkarsam, vatandaşlar sesini çıkaramazlar’ dedi ve ekledi: ‘Eğer konuşmaktan, düşünmekten korkarsanız, çözüm üretemezsiniz.’”

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

CHP’li gazete yine emekçileri mağdur etti

Yayınlanma tarihi

-

Yıllardır çalışanlarına eksik ya da hiç ödenmeyen maaş kriziyle gündeme gelen Yurt gazetesinde muhabir ve editörler istifa etti…

Yıllardır çalışanlarına eksik ya da hiç ödenmeyen maaş kriziyle gündeme gelen Yurt gazetesinde muhabir ve editörler istifa etti.

CHP’li Durdu Özbolat’ın sahibi olduğu gazete içerisinde bir açıklama yapan editör ve muhabirler Tolga Kaan Ateşli, Ökkeş Taşkın, Cengiz Karagöz, Neslişah Bozkurt, Umut Taştan ve Buse Çelebi sert bir açıklamayla gazeteden ayrıldı.

Gazeteciler açıklamalarında, “11 Ekim 2019 tarihi itibariyle metnin sonunda imzaları bulunan Yurt Gazetesi emekçileri olarak işimizden ayrılmak zorunda kaldığımızı tüm ilerici basın camiasına ve basın emekçisi meslektaşlarımıza ilan ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Açıklamanın devamında şunlar aktarıldı:

Aylardır yaşadığımız eksik maaş, esnek ve ücretsiz mesailer, izinsiz çalışma gibi başlıklar artık biz Yurt çalışanlarını gündelik yaşamlarını planlayamayacak denli bir kaosa sürüklemiş, arkadaşlarımız ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma getirilmişlerdir. Problemlerimiz bugüne kadar gazete yönetimine belli aralıklarla iletilmiş, son olarak 3 Ekim tarihinde bütün çalışanlar ve yönetim ile gerçekleştirilen ve gündem maddelerini ekonomik sorunların oluşturduğu toplantıda sorunun çözümüne yönelik, yönetim tarafından 10 Ekim tarihinde adım atılacağı çalışanlara bildirilmiştir. Ancak verilen tarihte çalışanların lehine herhangi bir adım atılmamıştır.

Bunun üzerine gazeteye gelmek üzere yol parasını bile zor denkleştiren bizler, durumu tekrar yönetime bildirerek; bu koşullar altında 11 Ekim tarihinde gazeteye gelmemizin fiziksel olarak mümkün olmadığını, çoğu arkadaşımızın fatura ve kira borçları nedeniyle kendi evinde de iş göremez halde olduğunu ilettik. Bunun üzerine 200 Lira gibi komik bir rakamı aramızda paylaşmamız ve sorunu ortadan kaldırmamız istendi. Her kapılarını çalışımızda olduğu gibi bir kez daha ileri bir tarihe ödeme yapılacağına yönelik beyanda bulunuldu.

Açıkça ifade ediyoruz ki ne ekip arkadaşlarımızdan ne de Yurt çalışanı olmaktan gocunduk. Aksine taleplerimizi en çok da emek verdiğimiz, ter döktüğümüz, her türlü zorluğa beraber göğüs gerdiğimiz gazetemizde devamlılığımızın sağlanabilmesi hususuna vurgu yaparak iletmeyi tercih ettik. Ancak bu koşullar altında bırakalım gazetecilik yapmayı, karnımızı doyurmamız bile bir şans meselesi halini almıştır.

‘Yönetim’ tarafından sık sık henüz maaş zamanı gelmeyen arkadaşlarımızın hak talep etmelerinin yanlış olduğu dile getirilmektedir. Aramızda alacaklı olan arkadaşlarımız olduğu gibi bilinmelidir ki mesai arkadaşlarının birbirlerinin derdine ortak olması insancıl ve meşru bir durumdur. Bu bir yana dursun, işe yeni başlayan arkadaşlarımızın gazetedeki gelecekleri konusunda kuşkulanması ve bu bağlamda talepte bulunan arkadaşlarına destek olması kaçınılmazdır; öyle de olmuştur.

Türkiye’de gazeteci olmanın ne gibi zorlukları olduğunu basına emek veren bütün meslektaşlarımız bilirler. Durum böyle olunca bugüne kadar tahammül sınırlarımızı ne derece genişlettiğimizin de farkına varacaklardır. Ancak maaşlarımızın ay içerisinde taksit olarak dahi yatırılmaması, bizleri severek ve onurla yaptığımız mesleğimize kısa bir ara vermek zorunda bırakmıştır.

Yazılarımızı, haberlerimizi, röportajlarımızı okuyan, takip eden okurlarımıza, halkımıza sözümüzdür: Gerçekleri anlatmaktan, halk için gazetecilik yapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Niyetlerinden bağımsız; bu koşullar altında çalışmayı sürdüren arkadaşlarımıza da gazetecilik yaşamlarında başarılar diler, kendilerine bir kızgınlığımız olmadığını belirtmek isteriz. Son beklentimiz ve talebimiz ise alacaklı olduğumuz ücretlerin ve bizden önce çalışan ancak işten çıkarılan ya da ayrılmak zorunda kalan Yurt emekçisi arkadaşlarımızın alacaklarının ödenmesidir.”

Devamını oku

Genel

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan skandal ‘Barış Pınarı’ açıklaması

Yayınlanma tarihi

-

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye Milli Ordusu tarafında Suriye’nin kuzenin teröristlerden arındırmak için başlatılana ‘Barış Pınarı’ harekatıyla ilgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Mustafa Akıncı’nın skandal bir açıklama geldi. Peki Mustafa Akıncı’nın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı ‘Barış Pınarı’ harekatı ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı açıklaması neydi? Detaylar haberimizde…KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye’nin güney sınırında oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek, bölgeye barış ve huzuru getirmek amacıyla yürütülen Barış Pınarı Harekatı dördüncü gününde tepki çeken bir açıklama yapmıştı.

MUSTAFA AKINCI NE DEMİŞTİ?

İşte Akıncı’nın resmi sosyal medya hesabından yaptığı o skandal açıklaması:

“Bazen sessiz kalmak söyleyecek sözünüz olmadığından değildir. Bazen durumlar o kadar karmaşıktır ki, bazı kestirmecilerin kolaycılığında “Evet” ya da ” Hayır “la geçiştirilmesi mümkün değildir. Söyleyeceklerinizle durumu etkileme olanağını göremediğiniz durumlarda sessiz kalmak da gerekebilir. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki son operasyonu konusunda sürekli üzerime geliniyor. Kimi görüşümü merak ettiğinden, ama bir çoğu da kendi politik amaçlarına malzeme yapmak telaşı ile sabırsızlanıyor. Bazı çok bilmişler de bu sessizlik üstüne komplo teorileri bile icat etmeye başladılar. Bu durumda ne düşündüğümü açıklamak kaçınılmaz oldu: Her şeyden önce içimizde Türkiye’nin iyiliğini ve terör belasından kurtulmasını istemeyen olduğuna inanmıyorum. Mesele “Türkiye’nin iyiliği nerededir?” sorusunun yanıtındadır. Bu sorunun gerçek muhatabı elbette Türkiye’de yaşayanlardır. Ama benim inancım Suriye topraklarının artık neredeyse 10. yılına girmekte olan savaşa doyduğu noktasındadır. On yıldır akan kan bundan böyle de akmaya devam ederse barışa ulaşmak mümkün olmayacaktır. Bana göre Türkiye’nin mutlu ve huzurlu geleceği Türkü – Kürdü – Arabı ve Türkmeni ile tüm bölge halklarının dialog içinde inşa edecekleri bir düzenle mümkün olacaktır. Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde kendi sınırlarına sahip çıkabileceği ve Türkiye’nin de kendi sınırlarını güvende hissedebileceği bir durumun yaratılması gerekiyor. Bunun için kanımca Türkiye ile Suriye arasında en erken zamanda ilişkilerin yeniden tesis edilmesinin büyük yararı olacaktır. Bunun da ötesinde Türkiye’nin Mısır dahil diğer bölge ülkeleriyle bozulan ilişkilerinin de düzeldiğini görmek en büyük dileğimdir. AB ile kavgalı değil işbirliği içinde bir Türkiye herkes için daha iyi olacaktır. 1974 yılında 27 yaşındayken, Faşist Yunan Cuntasının neden olduğu Türkiye’nin askeri harekatında ben de her genç Kıbrıslı Türk gibi görev aldım. Lefkoşa’da Dereboyu’ndaki savaşta arkadaşlarım yanımda şehit düştüler; pek çoğumuz gibi ben de savaşın ne demek olduğunu yaşayarak öğrendim. Bu nedenle savaşın acılarını hiç bir toplumun yaşamasını istemem. Türk- Kürt- Arap hiçbir çocuğun burnunun kanamasını arzulayamam. Daha önce de söyledim 1974’te biz adına Barış Harekatı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı. Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır. Bu nedenle bir an önce dialog ve diplomasinin devreye girmesi en büyük dileğimdir.”

Devamını oku

Gündem

AKP’li vekil Yeni Şafak’a böyle tepki gösterdi: Korkunç, vahşet, rezalet, barbarlık, şiddetle kınıyorum

Yayınlanma tarihi

-

AKP milletvekili Mustafa Yeneroğlu Yeni Şafak’ın “Hevin Halef” haberine tepki gösterdi

Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD’nin siyasi uzantılarından Suriye’nin Geleceği Partisi’nin Genel Sekreteri Hevin Halef’in öldürüldüğünü iddia etti.

Yeni Şafak gazetesinin “yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre” diyerek verdiği haberde, “Terör örgütü PYD’nin Suriye’deki siyasi uzantılarından Suriye’nin Geleceği Partisi’nin Genel Sekreteri Hevin Halef, başarılı bir operasyonla etkisiz hale getirildi. Rakka’dan Kamışlı’ya ilerlediği sırada, önceden yapılan istihbarat çalışması sonucu havadan yapılan müdahale sonucu vuruldu.  Sabah erken saatlerde düzenlenen operasyon sonucu etkisiz hale getirilen Hevin’in cenazesi, terör örgütü PYD’nin işgali altındaki Kamışlı’ya götürüldü” ifadeleri kullanıldı.

Yeni Şafak’ın bu haberine AKP milletvekili Mustafa Yeneroğlu tepki gösterdi. Yeni Şafak’ın konuyla ilgili haberini paylaşan AKP’li Yeneroğlu, “Yerde yatan bir sivilin infaz edilmesi korkunçtur. Bunun başarılı bir operasyon olarak takdim edilmesi bir vahşettir. Birde alakasız biçimde ordumuza mal edilmesi ayrı bir rezalettir. Bu vahşeti gerçekleştiren gruplar mehmetçikle alakası olmayan barbarlardır. Şiddetle kınıyorum” diye yazdı.

İşte AKP’li Yeneroğlu’nun o mesajı:

 

Devamını oku

Popüler İçerikler