Takip Edin

Gündem

AKP’de günün olayı: “Başkaldırıyorum ve istifa ediyorum”

Yayınlanma tarihi

-

İçten “Başkaldırıyorum ve AKP’den istifa ediyorum” başlıklı yazılı açıklamasında “Değerli gönül dostları; sizler ile birlikte yeni bir sürece adım atıyoruz. Başkaldırı sürecine giriyoruz” ifadelerini kullandı.

AKP’de istifa krizi sürüyor.

Partinin kurucuları arasında yer alan eski Diyarbakır Milletvekili Cuma içten yaptığı açıklamayla AKP’den istifa etti.

İçten “Başkaldırıyorum ve AKP’den istifa ediyorum” başlıklı yazılı açıklamasında Değerli gönül dostları; sizler ile birlikte yeni bir sürece adım atıyoruz. Başkaldırı sürecine giriyoruz” ifadelerini kullandı.

“KARŞILARINDA KENDİLERİNE BAŞKALDIRAN BİR KİTLE BULMAKTADIR”

İçten açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bu süreç; başını kuma saklayanlardan, kapalı kapılarda gizli pazarlıklar yapanlardan, korkulardan, yasaklardan, baskılardan, gözü dönmüşlerden, adaletsizliklerden, yolsuzluklardan, yokluklardan, yetimleri ağlatanlardan, annelerin gözyaşlarından beslenerek ahkâm kesenlere karşı, halkımıza omuz vererek, adaleti üstün kılarak, güzelliklere kapı aralayacağımız bir süreç olacaktır.

1993 yılında başladığımız siyasi yolculuğumuzda sırasıyla; Milli Gençlik Vakfı, Refah Partisi gençlik kolları, Ak Parti İstanbul/Eminönü ilçe teşkilatı kuruculuğu, Fatih Belediyesi meclis üyeliği ilçe başkan yardımcılıkları, Diyarbakır Milletvekilliği, TBMM İçişleri ve Savunma Sanayi komisyon üyelikleri, Ak Parti genel merkez Siyasi ve Hukuki işler başkan yardımcılığı gibi görevleri icra ederek, aziz milletimize hizmet etme şerefini gururla yaşadık.

Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Fazilet Partisi bünyesindeki yanlışlıklara itirazlarda bulunarak, yenilikçi hareketin içerisinde yer aldık. “Adalet” ve “kalkınma” gibi kıymetli kavramlar temelinde o dönem liderimiz olan merhum Necmettin Erbakan hocamızın yanından ayrılarak, Ak Parti’nin kurucu kadrolarında yer aldık. Kişisel bir çıkardan ziyade aziz milletimizin hak ettiği refaha ulaşması amacıyla çıktığımız bu yolda bizleri, bazı kendini bilmezler (ki sonradan Ak Partiye geçenler!) Hain ilan etmişlerdi. Geçmişte merhum Necmettin Erbakan hocaya itirazlar ile başkaldırıp öncülük yapanlar, bugün aynı gerekçeler ile karşılarında kendilerine başkaldıran bir kitle bulmaktadır. Öyle ki, bugün adalet ve vicdan ekseninde başkaldıranlara söylenecek her lafın muhatabı, geçmişte benzer hasletlerle yola çıkan tüm bireyler olacaktır.”

“FETÖ İLE İLGİLİ MÜCADELEDE, ÜST DÜZEY SİYASİLERİN EŞLERİ, BİRİNCİ DERECE YAKINLARI VE AKRABALARINA DOKUNULMAMIŞTIR”

İçten’in açıklaması şöyle devam etti:

“Ak Parti kuruluş ve iktidara geliş sürecinin ardından; sağlık, savunma, sosyal devlet vb. alanlarda yenilikler ve iyileştirmeler yapmış olsa bile aşağıda detayları ile belirttiğim ADALET, EKONOMİ, KÜLTÜREL DEĞERLER, EĞİTİM, BELEDİYECİLİK, TERÖR İLE MÜCADELE ve LİYAKAT gibi başlıklarda ciddi tahribatlara neden olmuş ve bu alanlardaki tahribatlar kronik bir hale gelmiştir.

Ak Parti’nin kuruluş aşamasından itibaren sisteme yönelik ilk itirazımız ADALET hususundaydı. Ancak ne acıdır ki bugün de sisteme yönelik itirazlarımızın başında ADALET kavramı yer almaktadır. ADALET tahsis edecek kurumlarda bir ilerleme olmadığı gibi sistem yazboz tahtasına dönüştürülmüş, hukuk askıya alınmış, insan hak ve özgürlüklerinde ciddi anlamda gerilemeler yaşanmıştır. Adeta eski Türkiye’den öteye gidilememiştir. Demokratik talepler, insan hak ve özgürlükleri, etnik ve dini hürriyetler anayasa ile güvence altına alınamamış sorunlar görmezden gelinmiştir. Suçu sabit olmuş ve cezaevinde yatmakta olan FETÖ’cü terörist savcı ve hakimlerin karar verdikleri davalardan, mağdur olan on binlerce insanın mağduriyeti giderilememiştir. Terörist oldukları hukuki karar ile tescilli olan hâkim ve savcıların baktıkları davalar yeniden ele alınmamış ve YENİDEN YARGILANMA yolu açılmamıştır. Aynı Adalet ve güvenlik kurumları, FETÖ terör örgütü ile yapılan mücadelenin benzerini diğer terör örgütleri ile yapamamıştır. Örneğin FETÖ’cü iş adamlarının mal varlıklarına el konulmuş, FETÖ’cü memurlar memuriyetten atılmış ve lisansları iptal edilmiş, FETÖ’cü sivil toplum kuruluşlarında yer alanlar tutuklanmış ama diğer terör örgütleri ile aynı tarzda bir yaklaşım sergilenmemiştir. FETÖ ile ilgili mücadelede, üst düzey siyasilerin eşleri, birinci derece yakınları ve akrabalarına dokunulmamıştır. Adalet sistemi çökmüş 10 – 15 yıl süren davaların yanında en hızlı dava 5 yılda çözülebilmiş. 200 yıl ile yargılananlar 5 yıl tutuklu kaldıktan sonra salıverilmiş suçsuz görülmüş. Hayal örgütler, hayal örgüt mensupları yıllarca hapis yatmıştır. Hukuk yazboz tahtasına çevrilmiş savcılar, hakimler iktidarın emrinde adalet dağıtmaya çalışmıştır. 10 yıl önce hukuk karşısında terörist olanlar şimdi kahraman ilan edilmiş, yine 10 yıl öncesine kadar hukuk karşısında kahraman olan bireyler ise terörist ilan edilmiştir.

“BÖLÜCÜ TERÖRİST BAŞININ MEKTUPLARINI MEYDANLARDA OKUTAN İKTİDAR”

Teröristlerin ayağına savcı ve hakimler gönderen iktidar, Türkiye cumhuriyeti devletine çadırda terörist yargılayarak arka kapıdan tören ile serbest bırakan iktidar, YPG’li teröristleri çözüm sürecinde devlet hastanelerinde tedavi ettiren iktidar, YPG lideri ile Ankara’da lüks otellerde diplomatik kurallar ile ağırlayan iktidar,  çözüm süreci adı altında teröristlerin terör faaliyetlerinin artmasına seyirci olan iktidar, ilerleyen süreçlerde terörist Osman Öcalan’ı TRT’ye çıkartıp yerel seçimlerde seçimi kazanma uğruna Kürtlere mesaj veren iktidar, bölücü terörist başının mektuplarını meydanlarda okutan iktidar, sonrasında teröristlere yardım ve yataklık bahanesi ile ellerinde hiçbir hukuki karar olmadan yargılama olmadan belediye başkanlıklarına kayyum atayan iktidar. Türk’e ayrı, Kürt’e ayrı hukuk konulmuş, batı belediyelerinde görevden alınan belediye başkanlarına kendi meclisleri atama yaparken, doğu belediyelerinde kayyum atamaları yolu seçilmiş ve belediye meclisleri fes edilmiştir. Hakkında yargılama ve mahkûmiyet kararı olmadan dört ay önce yapılan seçimlerde seçime girmeye hak kazanan belediye başkanları görevlerinde alınmıştır. Terörist başına verdiği kırmızı güller ile gündeme gelen ve bir zamanlar beka vadisini kendine ev olarak tayin edenler Ergenekon’dan yargılanırken mahkeme koridorlarında tüm ak partilileri yargılayacağız deyip ağza alınmayacak küfür ve tehditler savuranlar, bugün kahve falına bakacak şekilde yakın olacak memlekette atamalarda onlardan tavsiyeler alacaksın. İŞTE BU DURUMA İTİRAZ EDİYORUM.

“CUMHURBAŞKANLIĞI DANIŞMANLARI BAKANLARDAN DAHA ETKİN HALE GELMİŞTİR”

Yasama yürütme yargı bağımsızlığı ayaklar altına alınmıştır. Cumhurbaşkanı ve meclis HSYK, Yargıtay ve Anayasa mahkemelerinin üyelerini atayarak kendilerini denetlemesini benzeri eskiden olduğu gibi engellemiştir. Cumhurbaşkanlığının KHK’ler ile kanunlar çıkarmış ve TBMM baypas edilerek işlevselliği ortadan kaldırılmıştır. Atanan bakanların halkın sorunlarına duyarlılığı zayıflamış cumhurbaşkanlığı ofisleri veya cumhurbaşkanlığı danışmanları bu bakanlardan daha etkin hale gelmiştir. En üst kademede görev alan danışmanlar, vekiller bakanlar, kendi şahsi konularını ilgilendiren ve geçmişte yaptıkları usulsüz işler ile ilgili konulara ilişkin (devlet ve toplum güvenliğini ilgilendirmediği halde) YAYIN YASAĞI almışlar ve böylelikle kamu vicdanından gizlenerek, kendilerini tartışmaya açmayı hukuka müdahale ederek aklanma yolu seçilmişlerdir. Hukukun kendilerine yontan bir anlayış hâkim olmuştur. 31 Mart İstanbul seçimleri iptal edilmiş ve millet iradesi yok sayılmış, YSK maddeleri ve hukuk ayaklar altına alınmıştır. Belli bir zümre oluşturularak onlar üzerinden devletin tüm kaynaklarının kullanılmasına, geçmişte ve şimdi uzun süre vekil yada bakanlık yapmışların birinci derece akrabaları devletin tüm imkanlarından faydalanmış ve faydalanmaya devam etmektedirler. Cumhurbaşkanın siyasi kimliğinin olması farklı görüşe sahip vatandaşların aidiyet sorununa yol açmış, belediye seçimlerinde cumhurbaşkanı makamı seçim kampanyası yürüterek makamın değerini düşmesine yol açmıştır.

İŞTE BUNA İTİRAZ EDİYORUM.

“DÜŞMAN GÖSTERİLENLER İLE DOSTLUKLAR VE İTTİFAKLAR YAPILMIŞ”

Sözde istişareler yaparak algı yöneten, ortak akla önem vermeyen, bir grup insana tarafından etten duvar örülen, görkemli şafşaflı bir yaşama sahip bir avuç insan, milyonların iradesine ipotek koymaktadır. Yazmak, çizmek, düşünmek, düşüncelerini ifade etmek, sosyal medya aracılığı ile eleştirilerde bulunmak, şiddete dönüşmeyen birçok düşüncenin suç olması sağlanmış ve böylelikle topluma korku empoze edilmiştir. Milli eğitim kitaplarında olan ve okuduğu şiir ile hapis yatan bir liderden, bir başkalarının yazdıkları ile hapse atılmalarını talep eden bir lidere bürünmekle kalmamış, herkese fırça atan, herkesi muhatap alan, bir lidere dönüşmüştür.

İŞTE BUNA İTİRAZ EDİYORUM.

780.000 kilometre kare vatan toprağı; batısından doğusuna, Türk’ünden Kürt’üne kadar herkesin şehit kanları ile satın aldıkları vatan topraklarıdır. Bu topraklara aidiyet vatandaşlık bağı ile mümkündür. Her alanda Türklüğü övecek başka milletlere hakaretvari konuşulacak, sonra dönüp beğenilmeyen başka milletleri TÜRK vatandaşı yapacaksın. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının tarifesini de 250.000 dolar yaparak, ne olduğunu bilmediğimiz herkesi vatandaş yaparken kendi vatandaşlarımızda ikinci sınıf yerine koyacaksın. Türkiye’nin büyük projelerinin tamamında ABD, AB, ARAP sermayesi var olmasına rağmen her seferinde bunlar düşman gösterilmiş, düşman gösterilenler ile dostluklar ve ittifaklar yapılmış ve ülkemizin kalkınmasında katkılarının olduğu bazen saklanmış bazen de siyaset malzemesi olarak kullanılmıştır.

İŞTE BUNA İTİRAZ EDİYORUM.

“ÖZEL SEKTÖR DEVLETİN 5 LİRAYA MAL EDECEĞİ HİZMETLERİ, 50 LİRAYA MAL ETMİŞ GİBİ GÖSTEREREK 25 YIL MİLLETİN PARASINI ALACAK ŞEKİLDE SİSTEM KURMUŞ”

İşsizlik oranı %11’den %15’lere çıkmış, tek haneye düşen faiz oranları %30’lara çıkmış, tek haneye düşen enflasyon tekrar %25’lere çıkmıştır. İşsizlik rakamlarındaki genç nüfus oranı ise %30’lara çıkmıştır. Son iki yıldır ekonomide ciddi bir daralma olmuş binlerce iş yeri, fabrika kapanmıştır. İflaslar ve konkordatolar artmıştır. İktidar millette topladığı vergiler ile ücretsiz yollar hastaneler köprüler vb. yapması gerekirken yapılan bu hizmetler iktidara yakın yandaş firmalara verilerek devletin kasası boşaltılmıştır. Vatandaş vergi dışında bu hizmetlere fahiş ödemeler yapmaktadır. Özel sektör devletin 5 liraya mal edeceği hizmetleri, 50 liraya mal etmiş gibi göstererek 25 yıl milletin parasını alacak şekilde sistem kurmuş millet buna mahkûm edilmiştir. İktidar eli ve desteği ile yeni firmalar oluşturulmuş ve bu firmalara devlet kaynakları tahsis edilerek zenginleşmeleri sağlanmıştır. Sanayi ve üretim desteklenmemiş aksine üretimin önü tıkatılmış, iş adamları vergi ve SGK borçlarının altında ezilmiştir. Tarım alanları konutlara tahsis edilmiş tarım alanlarında dışarıya bağımlı bir ülke haline gelmiştir. El konulan ve kayyum atanan firmalar işaret edilen şirketlere ve isimlere verilmiştir.

İŞTE BUNA İTİRAZ EDİYORUM.

“İKTİDARA YAKIN BELEDİYELER ARACILIĞI İLE MİLYAR DOLARLIK İŞLER SEÇTİKLERİ FİRMALARA GÖNDERİLEREK FİRMALARIN RANT ELDE EDİLMESİ SAĞLANMIŞTIR”

İktidarın bakanları, milletvekilleri, belediye başkanları, il başkanlarının birçoğu kendi yakın akrabalarını, eşlerini, çocuklarını, kardeşlerini, yeğenlerini, ortaklarını birer birer devlet kurumlarına yerleştirmiş ayrıca aktif, güçlü siyasiler bu akrabalarını en üst düzeyde devlet kademelerinde ve belediyelerde hak etmedikleri üst görevlere yerleştirmiştir. Bunları yaparken gizli saklı değil aleni ve meşru pişkin pişkin yapmışlardır. Ak Parti ise kendi içerisinde, il başkanı ilçe başkanları ve resmi görevliler, belediye meclis üyeleri belirlenir iken, demografik yapıya dikkat etmemiş, akraba eş dost yakınlarına birer birer makam dağıtmıştır. Son beş yıllık seçim süreçlerinde ise batıda yaşayan parti içerisindeki Kürt’ler yok sayılmış belli bir bölgeye pozitif ayrımcılık yapılmıştır. İktidar kendisine yakın olan özel şirketlerin milyarlarca tutar olan vergi borçlarını silmiş, affetmiş ve yetmemiş bu özel şirketlere şirketlerin sahipleri birinci ve ikinci derece akrabalıkları olduğu halde milyarlarca lira proje adı altında karşılıksız hibelerde bulunmuştur. Aynı şekilde devlet bankaları aracılığı ile yakın akraba ve dost gördükleri firmalara milyar dolarlık krediler açılmış ve büyük işlerde bankalar yolu ile finans edilmişlerdir. İktidara yakın belediyeler aracılığı ile milyar dolarlık işler seçtikleri firmalara gönderilerek firmaların rant elde edilmesi sağlanmıştır. Belediyelerde bir partilinin birinci derecede akrabaları işlere yerleştirilmiş ve işe gitmeden maaş almaları sağlanmıştır. Yine gerek belediyeler gerek ise kurumlardan iş alan firmalar aracılığı ile birçok siyasiler başkan ve başkan yardımcıları müdürlerin eşleri ve çocuklarına araçlar tahsis edilmiş ve limitsiz benzin yakılması sağlanmıştır. Pişkin pişkin belediye başkanları eşlerine, kardeşlerine, damatlarına,birinci derece akrabalarına makam ve oda tahsis etmişlerdir. İktidar belediyeler, bakanlıklar aracılığı ile şehirlerde ve sahillerde tarla ve orman vasfı olan birçok arazinin imar değişikliklerini yapmış, cami, yeşil alan okul sosyal tesisler gibi alanların vasfını değiştirerek yandaşlarına verip ciddi rant elde edilmesini sağlamıştır.

İŞTE BUNA İTİRAZ EDİYORUM.

“HER İL FETÖ CEMAATİNDE OLDUĞU GİBİ SÖZDE SİYASİ BİR ABİYE TESLİM EDİLMİŞ VE O ABİNİN İZNİ OLMADAN…”

KPSS ile devlet memuru alımlarına ek mülakat sistemi gelmiş ve bu mülakatlar ile dayısı olmayanların, yetimlerin, kimsesizlerin hakları yenilmekte ve eski Türkiye’de olduğu gibi adam kayırma yapılarak memur alımları yapılmaktadır. Adamı olan işe girerken işine bilgisine liyakatine becerisine güvenenler ise boşta kalmaktadır. KPSS’den ya da ilgili sınavlardan ilk onda derece yapanlar memur olamazken en son sırada en az puan alanlar siyasi dayıları aracılığı ile mülakatlar ile birer birer memur olmaktadırlar. Ak Parti il ve ilçe başkanlıkları ve buna ilişkin sözde kongreler ile Ankara’dan atamalar yapmış; çeşme başını işgal edenler kendi eş dostlarını, akrabaları ortaklarını, milletvekili, il-ilçe başkanı, il-ilçe müdürü, belediye başkanı, meclis üyesi başkan yardımcısı ve milletvekili yapmışlardır. Hangi taşı kaldırsanız altından bir siyasi kimlik çıkmaktadır. Devlet kurumlarda liyakat siyasi atamasını yapana bağlılık ile ölçülmektedir. Milletin istedikleri değil Ankara’da makam işgal edenlerin istedikleri adamlar her seçimde aday olmaktadırlar. Her il FETÖ cemaatinde olduğu gibi sözde siyasi bir abiye teslim edilmiş ve o abinin izni olmadan hiçbir alanda kimsenin adım atmasına müsaade edilmemiştir. Bu abiler ahtapot gibi şehirlerin üzerine çökmüş ve o şehrin tüm değerlerini yok etmeye kendi hegemonyasını kurmaya, akrabalarını zenginleştirmeye çalışmaktadır.

İŞTE BUNA İTİRAZ EDİYORUM.

FETÖ terör örgütü ile mücadele adı altında, hiçbir hukuki dayanağı olmadan on binlerce devlet memuru KHK ile ihraç edilmiş yetmemiş lisansları ve meslekleri ile ilgili ruhsatlar iptal edilerek aç kalmaya mahkûm edilmiştir. FETÖ borsası kurulmuş ve birçok iş adamı mağdur edilmiştir. Birçok iş adamının da ülkeyi terk etmesi sağlanmıştır. FETÖ terör örgütü ile geçmişte ve yakın zamanlarda iletişim halinde olmuş siyasilere, siyasilerin eşlerine, çocuklarına, akrabalarına, partililere dokunulmamış, iktidar siyasetçilerine ayrı, muhalif siyasilere ayrı hukuk uygulanmıştır. İktidar kendi içinde olan siyasilerin eşlerine, ablalarına, çocuklarına, kardeşlerine ve babalarına hangi ilişki yumağı içinde olursa olsun dokunmamıştır. FETÖ’nün şirketlerine, devlet kitlerine, devletin hissedar olduğu büyük şirketlerin yönetimlerine, akraba eş dost eski siyasiler yerleştirilmiş, onlarca şirkete bir kayyum ve yönetim kurulu üyelikleri atanmış her bir yöneticiye özel sektörde dahi alamayacağı uçuk maaş ve sosyal haklar tanınmıştır.

İŞTE BUNA İTİRAZ EDİYORUM.

Aile değerleri yerle bir edilmiş, uluslararası anlaşmalar bahane edilerek sözde kadınlara pozitif ayrımcılık adı altında kadın başta olmak üzere çocuklara haksızlıklar yapılarak hem psikolojik hem de fiziksel şiddetin ve tacizin artması sağlanmış değerlerimize ve insanlığa uygun bir nesil yetiştirmesi zorlaştırılmıştır. Ana okulundan başlayan ve üniversiteye kadar devam eden süreçte eğitim ve öğretim müfredatı çökmüş ve kendisi ve tarihini bilmeyen bir nesil yetiştirilmiş. Okuyan ama cahil kalan bir müfredat ile hala yönetilmeye mahkûm bırakılmış durumdayız. Televizyon programları basın yayın alanlarında ahlaksızlığı ve şiddeti aşılayan bir yapı oluşmuştur. 18 yıldır iktidarda olmasına rağmen FETÖ sonrası tüm kaynaklar yakın STK’lara aktarılmasına rağmen DEĞERLERE TABİ bir nesil yetiştirilememiştir.

“İKTİDAR KENDİ PARTİSİNE MENSUP OLMAYAN HERKESİ HAİN İLAN ETMİŞ KENDİSİ GİBİ DÜŞÜNMEYEN HERKESİ ÖTEKİLEŞTİRMİŞTİR”

Çevre ve şehircilik alanların yapılanlar ve imar düzenlemeleri ile gelecek nesillere miras olarak bırakabileceğimiz mimari düzenlemeler ve yeşil alan yapılmamış. Büyükşehirler plansız, alt yapısız ruhsuz sanatsız bir şekilde düzenlenmiş, denizler doldurulmuş üzerine milyon dolarlık konutlar yapılmış, boğazdaki tarihi eser olmayan yalılara yıkılmamış sahiller belli bir zümreye teslim edilerek ve yaşanamaz hale getirilmiştir. Ülkede tarım dışa bağımlı hale getirilmiş kaynaklar yok edilmiş mevcut tarım arazileri imara açılarak betonlaşma sağlanmıştır.

İktidar kendi partisine mensup olmayan herkesi HAİN ilan etmiş kendisi gibi düşünmeyen herkesi ötekileştirmiştir. Ak parti kuruluşunda itiraz ettiği her şeyi kendisi fazlası ile yapar duruma gelmiştir. Ak parti içerisinde Ömer olanlara tahammül edemeyenler, eleştirilere açık olmayanlar, eksiklikler söylediğimizde bizleri ötekileştirenler, 2019 yıllarındaki AKP’liler partiyi ele geçirerek 2001 kurucu Ak partilileri ihraç etmek istemektedirler. Dün kurdukları siyasi partilerde bize olmadık hakaretlerde bulunanlar, yani yolda bulduklarımız, ak partiye gelmiş ve asıl kurucu iradeyi tasfiye etmişlerdir. Sayın Başbakanımız Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU bizim gibilerin sesi olmuş bedeli parti disiplini olmuştur. 30 yıldır birlikte yürüdükleri herkesi HAİN ilan ettiler. Düne kadar iskanı olmayan 100 bin dolarlık gecekondularda yaşayarak itmek zorunda kaldıkları arabalar ile milletin sesi olanlar, bugünlerde 50 milyon dolarlık boğaz manzaralı yalılarda kalarak havanın durumuna göre bindikleri milyon dolarlık arabalar ve yatlar ile ağızlarında düşürmedikleri Küba menşeili prolar ile milletin ve ümmetin sesi olmaya çalışıyorlar.

İŞTE BUNA İTİRAZ EDİYORUM.

İslam’ı ve mezhepleri ümmeti kendi tekellerine alarak yeni İslami söylemler ile diyanetin yerine siyasi kimlikler ile fetvalar dağıtıldığı, yeni bir din anlayışı ortaya koyulduğu, kendilerini hak, kendi dışında kalanları kafir münafık görüldüğü, Allah’ı kitabı ağzından düşürmeyenlerin siyaset ve politika yaparak farklı yüzler ile camileri mesken tuttukları, din adamlarının, öğretim görevlilerinin siyasetçiler karşısında el pençe oldukları, siyaset meydanlarda konuşulanların üniversite ve camilerde konuşulduğu, bir ülke haline geldik.

Kavganın ötekileştirmenin savaşın BARIŞ….

Yazmanın düşünmenin fikir söylemenin özgürlüğün KÖLELİK…

Susmanın bilgisizliğin cahilliğin ise GÜÇ olduğu bir ülkede yaşar olduk

BAŞ KALDIRIYORUM

Tüm bu itiraz ettiklerimin ve yaşananların kurucusu olduğum siyasi partinin yönettiği bir ülkede böyle bir iktidarın mensubu olamam. Dün bize dua edenlerin BEDDUALARINI alamam.Memur olmak isteyen ama Allah’tan başka kimsesi olmayanların annelerin bizegeldiğinde maruz kaldıkları göz yaşlarına zulümlere haksızlıklara sessiz kalamam.Yapamadıklarımla kimseyi üzemem.Ahlaksızlıklara göz yumamam. Maske ile dolaşamam. Yetim hakkı yiyemem. Devlet malına elimi süremem.Devletin imkanları ile milletimi sömürülmesine göz yumamam.Yatlarda, yalılarda, katlarda oturup yediği önünde yemediği arkasında olan aile fertlerinin her birinin altında lüks arabalar olan her biri devletin en üst kademesinde akrabaları ile yer alan bir siyasetçi olamam.KHK ile memuriyetten atılarak meslekleri elinden alınanların, akşam eve ekmek götüremeyen ve bu yüzden intihar eden ailelerin, Ak Partililerin yüzlerine bakarak yaptıkları ahı alamam.

Hukuk, siyaset ile gelen ve makamda oturan bir tek kişinin ağzından çıkan cümle ile oluşamaz. Şiddet içermedikçe eylemleri bir başkasının özgürlüğüne zarar vermedikçe hangi konu hakkında olursa olsun konuşmak, Yazmak, çizmek asla suç olamamalı. Türkiye Cumhuriyeti devleti şahısların hükümetlerin muhalefetlerin çok üstünde bir değerdir, her şey gelir geçer DEVLET kalır.

Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun 2019 Mart seçimlerinden sonra yayınladığı manifestonun altına imza atıyor ve her bir kelimesine katılıyorum. Yine sayın başbakanın istifa etmesine ilişkin, yapmış olduğu basın toplantısında tüm düşüncelerine katılıyorum.

İnsan hak ve özgürlüklerin; Adalet ve hukukun ayaklar altına alındığı,doğanın ve çevrenin korunmadığı, bazı insanların daha fazla eşit olunduğuna inanıldığı, metindeki tüm itirazlarım ile kurucusu olduğum ve Adaletten kalkınmadan uzaklaşmış 18 yıldır acı bedeller ile defalarca ölüme göz kırptığım emek ve zaman verdiğim AKP’den AK bir şekilde İSTİFA EDİYORUM.

VE SÖZ VERİYORUM

Biz korkulardan arınmış milletin sesi olmaya ne pahasına olursa olsun YENİ BİR HAL ile devam edeceğimize, tüm baskılara göğüs gererek herkesin özgürce yaşayacağı bir ülke için başa dönüp tekrar kaldığımız yerden mücadele edeceğimize,dünyanın her yerinden kalbi; vatan, millet, devlet, bayrak için atan, farklı renkler inançlar yaşamlar ile birlikte İNSANLIK ONURU MÜCADELESİ veren samimi güzel insanlarımız ile hareket edeceğimize, kula kulluk edenlerle yol yürümeyeceğimize, davayı kişiye bağlı olarak değil HAKKA ADALETE bağlı olanlar ile yürüteceğimize, Allah karşısında bir HİÇ, kul karşısında gerektiğinde ise bir ELİF olacağımıza, bir birey olarak bir kişi ile var olmayacağımıza, kimsenin şahsı ile meşgul olmayacağımıza, kimse ile kavga içerisinde olmayıp kapımıza geleni kovmayacağımıza, Mutlak itaati Allah’a yapacağımıza, onun bunun sayesinde makamlarda oturmayıp rızkın Allah’tan olduğuna inanıp kimsenin rızkı ile de oynamayıp rızk ile de kimseyi terbiye etmeyeceğimize, her farklı fikri önemseyip, bizim gibi düşünmeyenleri öteki yapmayacağımıza, halkın vücut bulmuş şekli olup,yalılarda, boğaz manzaralı evlerde, yatlarda, saraylarda yaşamayacağımıza, ülkem ve insanlarım daha iyi refah içerisinde yaşatacağıma,halkın ve hakkın yanında yer alacağımıza SÖZ VERİYORUM.

Biz bu ülkede yaşayan milyonlarca insan gibi; ülkemizi devletimizi, milletimizi seviyoruz. Hak adalet doğru neyse onun yanındayız. Haksızlık yapan kim olursa olsun karşısında olacağız. Hakkı savunmanın, zulme baş kaldırmanın, mazlumun sesi olmanın, meşakkatli olduğunu biliyoruz ve biz varız diyoruz.

Bu anlamda bu gönül sayfasında yer almak isteyen herkesi YENİ BİR HAL ile çıkacağımız yola DAVET ediyor saygılarımı sunuyorum.”

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

CHP’li gazete yine emekçileri mağdur etti

Yayınlanma tarihi

-

Yıllardır çalışanlarına eksik ya da hiç ödenmeyen maaş kriziyle gündeme gelen Yurt gazetesinde muhabir ve editörler istifa etti…

Yıllardır çalışanlarına eksik ya da hiç ödenmeyen maaş kriziyle gündeme gelen Yurt gazetesinde muhabir ve editörler istifa etti.

CHP’li Durdu Özbolat’ın sahibi olduğu gazete içerisinde bir açıklama yapan editör ve muhabirler Tolga Kaan Ateşli, Ökkeş Taşkın, Cengiz Karagöz, Neslişah Bozkurt, Umut Taştan ve Buse Çelebi sert bir açıklamayla gazeteden ayrıldı.

Gazeteciler açıklamalarında, “11 Ekim 2019 tarihi itibariyle metnin sonunda imzaları bulunan Yurt Gazetesi emekçileri olarak işimizden ayrılmak zorunda kaldığımızı tüm ilerici basın camiasına ve basın emekçisi meslektaşlarımıza ilan ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Açıklamanın devamında şunlar aktarıldı:

Aylardır yaşadığımız eksik maaş, esnek ve ücretsiz mesailer, izinsiz çalışma gibi başlıklar artık biz Yurt çalışanlarını gündelik yaşamlarını planlayamayacak denli bir kaosa sürüklemiş, arkadaşlarımız ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma getirilmişlerdir. Problemlerimiz bugüne kadar gazete yönetimine belli aralıklarla iletilmiş, son olarak 3 Ekim tarihinde bütün çalışanlar ve yönetim ile gerçekleştirilen ve gündem maddelerini ekonomik sorunların oluşturduğu toplantıda sorunun çözümüne yönelik, yönetim tarafından 10 Ekim tarihinde adım atılacağı çalışanlara bildirilmiştir. Ancak verilen tarihte çalışanların lehine herhangi bir adım atılmamıştır.

Bunun üzerine gazeteye gelmek üzere yol parasını bile zor denkleştiren bizler, durumu tekrar yönetime bildirerek; bu koşullar altında 11 Ekim tarihinde gazeteye gelmemizin fiziksel olarak mümkün olmadığını, çoğu arkadaşımızın fatura ve kira borçları nedeniyle kendi evinde de iş göremez halde olduğunu ilettik. Bunun üzerine 200 Lira gibi komik bir rakamı aramızda paylaşmamız ve sorunu ortadan kaldırmamız istendi. Her kapılarını çalışımızda olduğu gibi bir kez daha ileri bir tarihe ödeme yapılacağına yönelik beyanda bulunuldu.

Açıkça ifade ediyoruz ki ne ekip arkadaşlarımızdan ne de Yurt çalışanı olmaktan gocunduk. Aksine taleplerimizi en çok da emek verdiğimiz, ter döktüğümüz, her türlü zorluğa beraber göğüs gerdiğimiz gazetemizde devamlılığımızın sağlanabilmesi hususuna vurgu yaparak iletmeyi tercih ettik. Ancak bu koşullar altında bırakalım gazetecilik yapmayı, karnımızı doyurmamız bile bir şans meselesi halini almıştır.

‘Yönetim’ tarafından sık sık henüz maaş zamanı gelmeyen arkadaşlarımızın hak talep etmelerinin yanlış olduğu dile getirilmektedir. Aramızda alacaklı olan arkadaşlarımız olduğu gibi bilinmelidir ki mesai arkadaşlarının birbirlerinin derdine ortak olması insancıl ve meşru bir durumdur. Bu bir yana dursun, işe yeni başlayan arkadaşlarımızın gazetedeki gelecekleri konusunda kuşkulanması ve bu bağlamda talepte bulunan arkadaşlarına destek olması kaçınılmazdır; öyle de olmuştur.

Türkiye’de gazeteci olmanın ne gibi zorlukları olduğunu basına emek veren bütün meslektaşlarımız bilirler. Durum böyle olunca bugüne kadar tahammül sınırlarımızı ne derece genişlettiğimizin de farkına varacaklardır. Ancak maaşlarımızın ay içerisinde taksit olarak dahi yatırılmaması, bizleri severek ve onurla yaptığımız mesleğimize kısa bir ara vermek zorunda bırakmıştır.

Yazılarımızı, haberlerimizi, röportajlarımızı okuyan, takip eden okurlarımıza, halkımıza sözümüzdür: Gerçekleri anlatmaktan, halk için gazetecilik yapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Niyetlerinden bağımsız; bu koşullar altında çalışmayı sürdüren arkadaşlarımıza da gazetecilik yaşamlarında başarılar diler, kendilerine bir kızgınlığımız olmadığını belirtmek isteriz. Son beklentimiz ve talebimiz ise alacaklı olduğumuz ücretlerin ve bizden önce çalışan ancak işten çıkarılan ya da ayrılmak zorunda kalan Yurt emekçisi arkadaşlarımızın alacaklarının ödenmesidir.”

Devamını oku

Genel

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan skandal ‘Barış Pınarı’ açıklaması

Yayınlanma tarihi

-

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye Milli Ordusu tarafında Suriye’nin kuzenin teröristlerden arındırmak için başlatılana ‘Barış Pınarı’ harekatıyla ilgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Mustafa Akıncı’nın skandal bir açıklama geldi. Peki Mustafa Akıncı’nın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı ‘Barış Pınarı’ harekatı ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı açıklaması neydi? Detaylar haberimizde…KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye’nin güney sınırında oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek, bölgeye barış ve huzuru getirmek amacıyla yürütülen Barış Pınarı Harekatı dördüncü gününde tepki çeken bir açıklama yapmıştı.

MUSTAFA AKINCI NE DEMİŞTİ?

İşte Akıncı’nın resmi sosyal medya hesabından yaptığı o skandal açıklaması:

“Bazen sessiz kalmak söyleyecek sözünüz olmadığından değildir. Bazen durumlar o kadar karmaşıktır ki, bazı kestirmecilerin kolaycılığında “Evet” ya da ” Hayır “la geçiştirilmesi mümkün değildir. Söyleyeceklerinizle durumu etkileme olanağını göremediğiniz durumlarda sessiz kalmak da gerekebilir. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki son operasyonu konusunda sürekli üzerime geliniyor. Kimi görüşümü merak ettiğinden, ama bir çoğu da kendi politik amaçlarına malzeme yapmak telaşı ile sabırsızlanıyor. Bazı çok bilmişler de bu sessizlik üstüne komplo teorileri bile icat etmeye başladılar. Bu durumda ne düşündüğümü açıklamak kaçınılmaz oldu: Her şeyden önce içimizde Türkiye’nin iyiliğini ve terör belasından kurtulmasını istemeyen olduğuna inanmıyorum. Mesele “Türkiye’nin iyiliği nerededir?” sorusunun yanıtındadır. Bu sorunun gerçek muhatabı elbette Türkiye’de yaşayanlardır. Ama benim inancım Suriye topraklarının artık neredeyse 10. yılına girmekte olan savaşa doyduğu noktasındadır. On yıldır akan kan bundan böyle de akmaya devam ederse barışa ulaşmak mümkün olmayacaktır. Bana göre Türkiye’nin mutlu ve huzurlu geleceği Türkü – Kürdü – Arabı ve Türkmeni ile tüm bölge halklarının dialog içinde inşa edecekleri bir düzenle mümkün olacaktır. Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde kendi sınırlarına sahip çıkabileceği ve Türkiye’nin de kendi sınırlarını güvende hissedebileceği bir durumun yaratılması gerekiyor. Bunun için kanımca Türkiye ile Suriye arasında en erken zamanda ilişkilerin yeniden tesis edilmesinin büyük yararı olacaktır. Bunun da ötesinde Türkiye’nin Mısır dahil diğer bölge ülkeleriyle bozulan ilişkilerinin de düzeldiğini görmek en büyük dileğimdir. AB ile kavgalı değil işbirliği içinde bir Türkiye herkes için daha iyi olacaktır. 1974 yılında 27 yaşındayken, Faşist Yunan Cuntasının neden olduğu Türkiye’nin askeri harekatında ben de her genç Kıbrıslı Türk gibi görev aldım. Lefkoşa’da Dereboyu’ndaki savaşta arkadaşlarım yanımda şehit düştüler; pek çoğumuz gibi ben de savaşın ne demek olduğunu yaşayarak öğrendim. Bu nedenle savaşın acılarını hiç bir toplumun yaşamasını istemem. Türk- Kürt- Arap hiçbir çocuğun burnunun kanamasını arzulayamam. Daha önce de söyledim 1974’te biz adına Barış Harekatı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı. Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır. Bu nedenle bir an önce dialog ve diplomasinin devreye girmesi en büyük dileğimdir.”

Devamını oku

Gündem

AKP’li vekil Yeni Şafak’a böyle tepki gösterdi: Korkunç, vahşet, rezalet, barbarlık, şiddetle kınıyorum

Yayınlanma tarihi

-

AKP milletvekili Mustafa Yeneroğlu Yeni Şafak’ın “Hevin Halef” haberine tepki gösterdi

Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD’nin siyasi uzantılarından Suriye’nin Geleceği Partisi’nin Genel Sekreteri Hevin Halef’in öldürüldüğünü iddia etti.

Yeni Şafak gazetesinin “yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre” diyerek verdiği haberde, “Terör örgütü PYD’nin Suriye’deki siyasi uzantılarından Suriye’nin Geleceği Partisi’nin Genel Sekreteri Hevin Halef, başarılı bir operasyonla etkisiz hale getirildi. Rakka’dan Kamışlı’ya ilerlediği sırada, önceden yapılan istihbarat çalışması sonucu havadan yapılan müdahale sonucu vuruldu.  Sabah erken saatlerde düzenlenen operasyon sonucu etkisiz hale getirilen Hevin’in cenazesi, terör örgütü PYD’nin işgali altındaki Kamışlı’ya götürüldü” ifadeleri kullanıldı.

Yeni Şafak’ın bu haberine AKP milletvekili Mustafa Yeneroğlu tepki gösterdi. Yeni Şafak’ın konuyla ilgili haberini paylaşan AKP’li Yeneroğlu, “Yerde yatan bir sivilin infaz edilmesi korkunçtur. Bunun başarılı bir operasyon olarak takdim edilmesi bir vahşettir. Birde alakasız biçimde ordumuza mal edilmesi ayrı bir rezalettir. Bu vahşeti gerçekleştiren gruplar mehmetçikle alakası olmayan barbarlardır. Şiddetle kınıyorum” diye yazdı.

İşte AKP’li Yeneroğlu’nun o mesajı:

 

Devamını oku

Popüler İçerikler