Takip Edin

Gündem

Erdoğan, Atatürk ve İnönü’yü hedef aldı: Hayatın merkezine dini hükümleri yerleştireceğiz

Yayınlanma tarihi

-

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6. Din Şurası kapanış programında konuştu. Erdoğan konuşmasında ”Tek parti yıllarında olduğu gibi İslamı gerilik emaresi olarak gören faşist zihniyet ülkemizde tarihe karışmıştır” ifadelerini kullanarak Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’yü hedef aldı. Erdoğan, ‘Hayatın merkezine dini hükümleri yerleştireceğiz’ dedi.

Siyasetteki yeni durum tartışmalara neden olurken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü dönemi için de “faşist zihniyet” ifadelerini kullandı. Erdoğan konuşmasında, “Tek parti yıllarında olduğu gibi İslamı gerilik emaresi olarak gören faşist zihniyet ülkemizde tarihe karışmıştır. Ezan sesine hasret kaldığımız karanlık dönemler, inşallah bir daha geri gelmemek üzere kapanmıştır. Gerici, yobaz, takunyalı diyerek insanımızın inancı ile kavga edenler son 17 senedir hep olduğu gibi kaybetmeye mahkumdur” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Erdoğan İzmir’de bir evin duvarına “Defol Alevi” şeklinde yazılan yazı için de, “Son günlerde bazı evlerin kapılarına bazı işaretler konuluyor. Niye? Ülkemizi bölmek parçalamak için. Türkiye’de bizim devlet olarak, yönetim olarak böyle bir problemimiz yok. Bu kapılara bu işaretleri koyanların tüm güvenlik teşkilatlarımız çalışmakta. Yakalandığında da hesabı sorulacak. Geçmişte Çorum’da, Maraş’ta yaşadık. Bu tarz girişimlere karşı hepimiz uyanık olmalıyız” ifadelerini kullandı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir Müslüman’ın dinini hayatın şartlarına göre değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükellef olduğunu belirterek, “Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz” dedi. Erdoğan, devamında, “Elbette bu süreçte aşırılığa kaçmayacağız. Özellikle dini hayattan tecrit eden belli kalıplara belli davranışlara hapseden dogmatik anlayışlara itibar etmeyeceğiz” diye konuştu.

6. Din Şûrası Kapanış Programı’nda konuşan Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Birikimleriyle değerli görüşleriyle şuraya katkı sunan tüm hocalarımıza teşekkür ediyorum. Şura kararlarının kapsamlı istişareler sonucunda ortaya çıkmış olmasını da ayrıca önemsiyorum. Zira istişare bir peygamber geleneğidir. Asrı saadette bugüne kadar Müslümanlar da şura geleneğini ayakta tuttukları müddetçe başarıdan başarıya koşmuştur. İstişare kültürünün terk edildiği dönemlerde ise ümmet olarak hep beraber geriledik, mevzi kaybettik. Son iki asırda yüzleştiğimiz pek çok sıkıntının gerisinde şuraya hak ettiği değerin verilmemesi vardır. Kendi meselelerini özgürce konuşmayan Müslümanlar maalesef başkalarının yönlendirilmesine kimi zaman da manipülasyonuna açık hale gelmiştir. İstişare kültüründen uzaklaştıkça vahdetin yerini tefrika almıştır. Ne yazık ki İslam ümmeti zamanla bir araya gelme, ortak iş yapma, sorunlarına müşterek çözüm üretme zeminlerini de kaybetmişlerdir. Bugün bile Kudüs, Filistin, İslam düşmanlığı, adalet, insan hakları dahil pek çok konuda eksikliğimizi görüyoruz.

Mezhep, meşrep ve çıkar eksenli yaklaşımlar İslam ümmetini ortak bir paydada buluşmaktan alıkoyuyor. Kişisel kavgalarını ümmetin maslahatının üzerinde gören anlayışın Müslümanlara verebileceği hiçbir şey yoktur. Türkiye olarak gerek ülkemize dair konularda gerekse uluslararası platformlarda şura geleneğini tekrar ihya ederek, bu zihniyeti değiştirmeye çalıştık. Müslümanların kutsallarına yönelik saldırılar karşısında harekete geçerek İslam dünyasının ortak hareket etmesini sağladı.”

“İslam dünyasının üzerine serpilmiş ölü toprağını atmak için her alanda çalışmalar gerçekleştirdik. Sadece konuşmakla, karar almakla da yetinmedik istişareler neticesinde aldığımız kararların hayata geçirilmesi için de gayret sarf ettik. Fiiliyata dökülmeyen her karar aslında yok hükmündedir. Biz Türkiye olarak böyle bir yanlışa düşmemeye özen gösteriyoruz. Aldığımız kararların her platformda icraata dönüşmesi için takibini yapıyoruz. Sizlerin katkılarıyla alınan kararların hayata geçirileceğine inanıyorum. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığımızdan örnek olacak bir süreç yönetimi bekliyorum. Heyet bu 37 maddenin kronolojik olarak takibini yapmalı, uygulama ne durumda, hassasiyetle bu takip ediliyor mu bunun adım adım takibini yapmalı.”

“Aklım almıyor bahanesiyle kimse nasları inkar edemez”

“Her beş senede bir düzenlenen din şurası çağımızın meselelerine İslami ve insanı bakış açısıyla çözümler sunmayı hedefleyen bir platformdur. Bizim inancımızda din sadece belli mekanlara, haftanın belli günlerine hasredilmiş bir olgu değildir. İslam, hayatımızın tüm alanlarını kuşatan, kucaklayan, ihate eden ve kurallar, yasaklar manzubesidir. Yaşantımızın her safhasını düzenleyen bir dine inanıyoruz. Ömrümüzün sonuna kadar Müslümanca yaşamakla emrolunduk. Rabbimiz ayrıca Kuranı biz indirdik onu koruyan da biziz diyerek kutsal kitabımızı hakimiyeti altına almıştır. Zaman ve şartlar değişse de İslam’ın nasları değişmeyecektir.

Kuranın emirlerini yok saymak, hükümsüz kılmak bir Müslümana yakışmaz

Nerede ve hangi zamanda yaşarsak yaşayalım namaz, oruç, haç bizler için farzdır. Faiz, yaşlan, zulüm, iftira, kibir, tecessüz, zan, hırsızlık, masumu öldürmek yasak olmaya devam edecektir. Hangi sebeple olursa olsun Kuranın emirlerini yok saymak, hükümsüz kılmak bir Müslümana yakışmaz. Dinde ekleme, çıkarma yani bi’dat olmaz. Bana uymuyor, zamana uymuyor, hoşuma gitmiyor, aklım almıyor bahanesiyle kimse nasları inkar edemez. Çünkü bir Müslüman dinini hayatın şartlarına göre değil, hayatını inancının esaslarına göre uyarlamakla mükelleftir.

“Hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz”

İnsan inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Din kişinin hayatına nüfuz etmezse, yapıp ettiklerini dinleştirme yanlışına düşer. Bunun için İslam bize göre değil biz İslam’a göre hareket edeceğiz. Nefsimize ağır gelse de hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz. Elbette bu süreçte aşırılığa kaçmayacağız. Özellikle dini hayattan tecrit eden belli kalıplara belli davranışlara hapseden dogmatik anlayışlara itibar etmeyeceğiz. Dinimizin özüne sıkı sıkıya sahip çıkarak yüzümüzü daima geleceğe dönerek hep ileriye gideceğiz.”

“Evliliğin yerini gayri meşru ilişkilerin aldığı zorlu, sıkıntılı, garip bir dönem”

“Terdi tutum ve davranışlardan aile ilişkilerine sosyal hayattan eğitime, siyasetten ticarete hemen her alanda bu değişimin yansımalarını kimim zaman da sancılarını görüyoruz. Modern insan sahip olduğu onda teknolojiye sahip olmasına karşın yalnızdır. İnsan sadece kendi fıtratına değil ailesinden çevresine, toplumundan diğer varlıklara kadar pek çok şeye yabancılaşıyor. Bencillik modern bireyin hem kabusu hem de belirleyici karakteri haline dönüşüyor.

Maalesef bireysellikle beraber aile, dostluk bağları daha da zayıflıyor. Aynı apartmanın çatısı altında olanların birbirlerine ne kadar yabancı olduğunu gördüğü bir zamanda yaşıyoruz. Bırakın apartmanı mahalleler birbiriyle komşuydu. Modern çağın hastalığı denen stres yaygınlaşırken yeni sosyal problemler türerken sosyal çözülme yayılıyor. Gençler arasında ekran bağımlılığı gibi daha önce hiç duyulmamış yeni bağımlılıklar ortaya çıkıyor. Artık apartman daireleri arasındaki ilişki değil maalesef dijital sistemdeki akrabalık bağları gelişmeye başlamış durumda. Hatla batılı karıştıran amorf inanç sistemlerinin genç kuşaklar arasında rağbet görmesinden endişe ediliyor.

Paylaşmanın yerini bencilliğin, mahremin yerini teşhirciliğin, tevazunun yerini kibrin, evliliğin yerini gayri meşru ilişkilerin aldığı zorlu, sıkıntılı, garip bir dönemin içindeyiz. Bu manzarayı hiçbirimizin uzaktan seyretme lüksü yoktur. Hepimizin bildiği gibi kainat boşluk kabul etmez. Hak ve hakikatin geri çekildiği alanı batıl hemen işgal eder.

Tarih boyunca istismara konu edinmiş en kıymetli değerlerden biri de din olmuştur. 15 Temmuz gecesi 251 insanımızı şehit eden FETÖ ile İslam dünyasını kana bulayan terör örgütleri bunun en son örnekleridir. Bu örnekler cihat, şehadet gibi kavramları çarpıtarak şer odaklarının ekmeğine yağ sürmüşlerdir. ”

“Gençlerimizin karşılaştığı sıkıntılara, buhranlara, zihinlerini kurcalayan sorulara…”

“Yaşanan hayatı değişimi ve sosyal gerçeklikleri nazarı dikkate almayan bir din tasavvurunun etkisi de sınırlı olacaktır. Bugün sosyal hayatta yüzleştiğimiz pek çok problemin ardında İslamın doğru anlaşılamaması vardır. Görevi ilim ve irşad olan Diyanet İşleri Başkanlığımız zamanın ruhunu doğru okuyup yönetmekle mükelleftir. Türkiye’de güçlü bir Diyanet camiamız var. Bugün 150 bini aşkın kadrosuyla diyanet camiamız bu gücüyle mütesanit bir tevhi görevini yerine getirmesi gerekir. Ülkemizin dört bir yanında mevcut olan Diyanet camiamızını bu görevi yerine getirmek suretiyle ülkemizdeki bu sapkın gidişleri de bizim merkeze alarak sırat-ı müstakîm üzre inşallah gelişmeleri sağlamaya vesile olması lazım. Gençlerimizin karşılaştığı sıkıntılara, buhranlara, zihinlerini kurcalayan sorulara kuran sünnet ve siret ışığında cevaplar üretmek zorundadır. Bunun yolu ise içtihat müessesesini yeniden ihya etmektir.”

Erdoğan’dan İzmir’deki ırkçı ‘Defol Alevi’ mesajına tepkisi

“Son günlerde bazı evlerin kapılarına bazı işaretler konuyor. Niye? Ülkemizi bölmek parçalamak için. Türkiye’de bizim devlet olarak böyle bir problemimiz, sorunumuz yoktur. Bu kapılara bu işaretleri koyanların üzerinde tüm güvenli teşkilatlarımız çalışmaktadır. bunlar yakalanınca hesabı sorulacaktır. İnsanlarımızın arasına nifak tohumları ekilmesine müsaade etmeyiz.”

“Her gün beş vakit aynı kıbleye yönelenler arasına nifak tohumları serpiliyor. Belirli çevreler arasında ayrı bir din gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Batı’da pişirilen ve son dönemde ülkemize ihraç edilmeye çalışılan ‘Alisiz Alevilik’ gibi yıkıcı projelerin toplum içinde pohpohlanmasının gerisinde bu var. Açık ve net söylüyorum Alman devleti Alisiz Aleviliğe ciddi bedeller ödemek suretiyle İslam dünyasında ve özellikle ülkemizde bölünmenin tohumlarını ekmek istiyor.”

“Bizim artık kapımıza gelene dini anlatalım anlayışından, buradan şimdi dönüyoruz, yüce dinimizi anlatmak için her kapıyı çalma dönemimiz başlıyor. Siz yaralı gönüllere dokunmaz, onları tamir etmezseniz başkaları zehirli oklarıyla o kalpleri parçalayacaktır. ”

” Pensilvanya’daki olay bir projedir”

“Görevini samimiyetle yapan hocaların dolduramadığı boşluğu Pensilvanya’daki şarlatan gibi din tüccarları kapatacaktır. İnsanlar, bilhassa gençler dini alandaki susuzluklarını sahih kaynaklardan gideremezse FETÖ ve DEAŞ gibi sapkınların pençesine düşecektir. Pensilvanya’daki olayı sıradan değerlendirmeyin. O bir projedir. Bu proje Türkiye üzerinde oynanan bir oyunun alameti farikasıdır. Kolilerce mahkeme dosyalarını kendilerine vermemize rağmen Amerika bu adamı vermiyorsa bunun arkasında ne olduğunu benim milletimin düşünmesi lazım.”

“Tek parti yıllarında olduğu gibi İslamı gerilik emaresi olarak gören faşist zihniyet ülkemizde tarihe karışmıştır. Gerici yobaz, takunyalı diyerek insanımızın inancıyla kavga edenler son 17 yılda olduğu gibi hep kaybetmeye mahkumdur. Hiçbir güç insanımızı ruh kökünden inancından kadim değerlerinden koparamayacaktır Ne pahasına olursa olsun 28 Şubatların, 15 Temmuzların yaşanmasına izin vermeyecektir. ”

“Bizim sizden beklentimiz omuzlarınızdaki yükün hakkını vermenizdir. Bunun için her din görevlimizin sıradan bir memur gibi değil ‘peygamberlerin vaizleri gibi ‘ hareket etmeniz gerekiyor. Sizden kuranı gönüllere ve zihinlere nakşetmenizi bekliyoruz. ”

“Gurbette yaşayan kardeşlerimizi ılımlı İslam gibi emperyalist projelerin pençesine terk edemeyiz. Bizler nasıl ailemizden, cemaatimizden mesul isek yurt dışındaki insanımızdan da sorumluyuz.”

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

MHP’de rüşvet skandalının gizli video kaydı ortaya çıktı! İşte o video…

Yayınlanma tarihi

-

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Kocaeli İl Başkanı Aydın Ünlü’nün bir otelin ruhsatını çıkarttırabileceğini söyleyerek bir vatandaştan 30 bin lira para aldığı iddia edildi.

MHP Kocaeli İl Başkanı Aydın Ünlü bir yurttaştan otel ruhsatı vermek için 30 bin lira para aldığı, ancak ruhsat işini halledememesine rağmen  vatandaşa parasını geri ödemediği ileri sürüldü.  Parasını isteyen yurttaşa ise ‘MHP amblemi ile seçime girmediğimiz için bin lira bile düşmedi’ ‘demek oldu?

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Kocaeli İl Başkanı Aydın Ünlü’nün yaklaşık bir yıl önce bir otelin ruhsatını çıkarttırabileceğini söyleyerek Bahadır isimli bir vatandaştan 30 bin lira para aldığı iddia edildi.

Ünlü tarafından mağdur edildiğini iddia eden vatandaşın MHP İl Sekreteri İzzet Erdem ile il binasında yaptığı özel görüşme şahsi cep telefonundan kayda alındı. Aradan aylar geçmesine rağmen Ünlü’den 30 bin lirayı geri alamadığını iddia eden vatandaşın çektiği video sosyal medyada hızla yayılmaya başladı.

“İl başkanı valiye liste verir, CHP hariç”

Kocaeli yerel medyasında gündeme gelen olayda, İzzet Erdem’in Aydın Ünlü’nün adını vermeden Ünlü’den söz ettiği, parayı vatandaşa geri ödeyecekleri yönünde oyalama taktiği yaptığı aleni bir şekilde görülürken, MHP İl Başkanı Ünlü’nün, isteyene silah ruhsatı ayarlamak için de kurumlarla nasıl işbirliği yaptıklarını, silah ruhsatı karşılığında vatandaşlardan 15 bin lira para aldıklarını itiraf ettiği ortaya serildi. İzzet Erdem, 15 bin liraya ruhsat masraflarının dahil olmadığını, bu paranın sadece aracılık hizmeti için alındığını ifade ettiği görüldü. MHP’li Erdem, Cumhur ittifakı ortağı olmanın nimetlerinden yararlanarak, silah ruhsatı almanın Ünlü için zor olmadığını ise “İl başkanı (Aydın Ünlü) liste yapar, Vali’ye verir, hepsi için konuşuyorum ama CHP hariç” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Gündem

6 maddede Kanal İstanbul’un yaratacağı felaketler

Yayınlanma tarihi

-

Milyonlarca insanı bir deprem bölgesinde adaya mahkûm etmenin savunulacak bir yönü yoktur.

İstanbul’un Avrupa yakasını ikiye bölecek olan Kanal projesi, doğal bir suyolu olan İstanbul Boğazı’nı petrol tankerlerinin zararlarından koruyacağı ve kanaldan geçişin paralı olması nedeniyle yüksek kazanç elde edileceği yanılsamasıyla çılgın proje olarak adlandırılmaktadır. Oysa bu iddialar bilimsel gerçeklere, hukuka, akla ve sağduyuya aykırıdır. Öncelikle vurgulanmalıdır ki kanallar, birbiriyle bağlantısı olmayan denizleri insan eliyle birleştirdiği ve bu sayede ulaşımı kolaylaştırdığı için ücrete tâbidir. Ancak deniz parçalarını birleştiren doğal suyollarında gemilerin serbest geçişi söz konusudur. Bu itibarla İstanbul Boğazı’nı bazı gemilere kapatarak onların kanaldan geçmeye mecbur olacağı ve böylelikle İstanbul Boğazı’nın korunacağı, kanal geçişinden yüksek ücret alınacağı iddiası gerçeklerle örtüşmemektedir. Zira Kanal İstanbul, hiçbir şekilde Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayan Süveyş Kanalı veya Atlas Okyanusu’ndan Pasifik Okyanusu’na geçmeyi sağlayan Panama Kanalı ile benzer bir statüye sahip olamaz.

Marmara Denizi ile Karadeniz arasında açılacak kanal, İstanbul’un Avrupa yakasında bir ada oluşturmaktadır. Adaların anakaraya bağlandığı bir dönemde, anakaranın ada haline dönüştürülmesi pek çok sorunu beraberinde getirmektedir:

1.  İstanbul’da ada meydana getirecek olan kanal, Trakya ile İstanbul’un bağlantısını koparmaktadır. Kanal üzerine yapılacak köprülerle Trakya’ya ulaşım sağlanacaktır. Ancak 15 Temmuz darbesi açıkça göstermiştir ki köprüler tutulabilir ya da kolaylıkla bombalanabilir. Dolayısıyla kanal, Trakya’nın güvenliğini tehdit etmektedir. Diğer yandan yıllarca sürecek olan kanal inşası sürecinde de kanalın batısında oturan İstanbulluların İstanbul’un diğer bölümleriyle karadan ulaşımı kesilecektir.

2.  Nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu bu bölgede kanal ile meydana gelecek olan ada, her türlü felakette insanların adada mahsur kalmasına yol açacak ve yardımları da engelleyecektir. Kanal inşasının beklenen büyük Marmara depremi üzerindeki etkilerini bir kenara koysak bile, gerçekleşme zamanı her geçen gün yaklaşan büyük deprem sonucu adada mahsur kalanların kurtarılması, tahliyesi ve yardım dağıtımı çok büyük güçlükleri beraberinde getirecektir. Köprülerin yıkılmadığı varsayımında bile kanal, Trakya’dan karayoluyla gelecek yardımı zorlaştıracaktır. Milyonlarca insanı bir deprem bölgesinde adaya mahkûm etmenin savunulacak bir yönü yoktur.

3.  Yıllarca sürecek kanal inşası İstanbul’u bir şantiye alanı haline getirecektir. Kazı esnasında oluşacak hava kirliliğinin milyonlarca insanın sağlığı üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. Diğer yandan kazı sonucu çıkarılacak toprakla Marmara Denizi’nde adacıklar oluşturulacağı söylenmektedir. Bu adacıkların beklenen Marmara depreminde sualtında kalacağını öngörmek için uzman olmaya gerek yoktur. Su sıkıntısı çeken, çok yoğun nüfusun bir arada yaşadığı İstanbul’da kanal inşası büyük bir ekolojik felaket oluşturacak ve zaten doğal olarak birbirine bağlı olan Karadeniz ve Marmara Denizi’nin bir de kanalla tekrar bağlanması bu denizlerin de doğal düzenini bozacaktır.

BOĞAZIN TİCARİ GEMİLERE KAPATILMASI MÜMKÜN MÜ

4.  Kanal İstanbul’un, petrol tankerlerini Boğaz’dan geçirmeyerek onu tehlikelerden koruyacağı iddiası da gerçeklerle örtüşmemektedir. Zira İstanbul Boğazı hukuken tek başına mütalaa edilmemektedir. Yürürlükte olan Montrö Sözleşmesi de ondan önceki düzenlemeler de İstanbul Boğazı-Marmara Denizi-Çanakkale Boğazı’nı birlikte Boğazlar olarak nitelendirmektedir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi m. 1,Boğazlar’dan geçiş ve ulaşım özgürlüğünü kabul ederken, Boğazlar’ın neyi ifade ettiğini Başlangıçta tanımlamıştır. Boğazlar, Çanakkale Boğazı-Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı’dır. Dolayısıyla Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı bir bütün olarak Türk boğazlarıdır ve doğal suyolu olarak Montrö Sözleşmesi’ne tâbidir. Bu nedenle Türkiye, Boğazların bir bölümü olan İstanbul Boğazı’nı bazı gemilere kapatarak onları kanaldan geçmeye zorlayamaz. Montrö Sözleşmesi Türkiye’nin Boğazlar üzerinde hâkimiyetini pekiştirmiş ve Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin yararına hükümler getirmiştir. Bu Sözleşmenin sona erdirilmesi halinde yeni bir sözleşme yapılana kadar Boğazlardan geçiş ve seyrüsefer serbestliği ilkesi yürürlükte kalacaktır. Kanal ve özellikle kanalın işletimi Montrö Sözleşmesi’nin sona erdirilmesi için bahane olarak kullanılabilir. ABD, Sözleşmeye taraf değildir ama taraf bir devleti vekil olarak kullanarak sonlandırma talebinde bulunduğunda, bizim hiçbir biçimde kabul etmediğimiz transit geçiş sistemi ileri sürülebilir. Bu nedenle Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin de çıkarına olan bu Sözleşmenin sonlandırılmasına bahane üretecek girişimlerden kaçınılmalıdır. Tekrar vurgulanmalıdır ki Montrö Sözleşmesi olmasa da İstanbul Boğazı tek başına hukuki statüye sahip değildir; Boğazların tümü uluslararası seyrüsefer için kullanılan doğal suyoludur ve bu yolun bir bölümünün bazı ticaret gemilerine kapatılması hukuken mümkün değildir.

5.  Petrol tankerlerinin kanaldan geçmesinin çevreye zarar vermeyeceği iddiası da gerçekçi değildir. Zira Boğaz’dan daha dar olacak kanalda bir gemi yangını ya da kazasının olmayacağı garanti edilemez. Böyle bir durumda dar kanal çevresindeki insanların uğrayacağı zarar daha büyük olacaktır.

6.  İstanbul Boğazı’ndan geçişte hiç para alınmadığı iddiası doğru değildir. Montrö Sözleşmesi doğal suyolu olan Türk Boğazlarından geçişte EK.1’de belirtilen vergi ve harçların alınmasına imkân tanımıştır. Burada mesele para değil, güvenlik meselesidir. 1979 Independente kazasından sonra Türkiye bu noktada önemli düzenlemeler yapmış ve Montrö Sözleşmesi çerçevesinde bunları kabul ettirmiştir. Çevre bilincinin çok geliştiği 21. Yüzyılda Türkiye, İstanbul Boğazı’nı koruma adına güvenlik tedbirleri alabilir ve bu tedbirlerin uluslararası hukuka uygun olduğunu ortaya koyabilir. Boğazı korumak için gerekli tedbirlerin alınması yerine, çok pahalı kanal açıp seferlerin artık buradan yapılacağını, böylece Boğaz’ın korunacağını ileri sürmek sadece hukuka değil, akla ve sağduyuya da aykırıdır. Kanalın çevresinde yeni yerleşim yerleri açılmasa (ki yeni uydu kentler yapılacağı baştan beri ileri sürülüyor) bile bizatihi kanalın kendisi çevre felâketine yol açacaktır. Doğal suyolu ile birbirine bağlı iki denizi bir de kanalla birbirine bağlamanın bilimsel ve rasyonel bir açıklaması yoktur. Bu nedenle bu proje çılgın değil, tehlikeli ve zararlıdır. İstanbul için zararlı olan Türkiye için zararlıdır.

Sibel Özel (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk ABD Başkanı)

Devamını oku

Gündem

Ahmet Davutoğlu’nun Partisinin ismi Belli Oldu

Yayınlanma tarihi

-

Bir Parti ve Bizim Parti isimleriyle anılan ve önümüzdeki günlerde resmi olarak açıklanması beklenen AKP’den istifa eden Ahmet Davutoğlu’nun yeni partisinin adı hakkında yeni bir iddia ortaya atıldı.. Eski Başbakanlardan Davutoğlu partisini bu ay içerisinde resmen kuruyor, iddiaya göre partinin İsmi Yaşam ve Adalet Partisi (YAP) olacak.

Davutoğlu’nun kuracağı partinin adı “Yaşam ve Adalet Partisi” (YAP) olacak.

YAP’ın logosu da parti tüzük dosyasının ilk sayfasında yer aldı. Logoda yukarı doğru bakan hilalin üzerine yerleştirilmiş “adalet” kavramına vurgu yapan terazi görseli bulunuyor.

PATENT BAŞVURUSU YAPILDI

YAP” için geçtiğimiz günlerde Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvuru yapılmıştı.
Bu arada parti adında geçen “adalet” kelimesi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AKP) de geçiyor. Bunun da tartışmalara neden olması bekleniyor.

Diğer yandan yeni partinin adının “Gelecek Partisi”, “Bir Parti“, “Bizim Parti” olacağı da iddia edilmişti. BirGün edindiği kulis bilgilerine dayanarak geçtiği haberde partinin isminin “Gelecek Partisi” olması konusunda mutabakata varıldığını, partinin logosunun ise yeşil renkli çınar yaprağı olacağını iddia etmişti.

Sözcü’den Saygı Öztürk’ün haberine göre ise 81 ilden 130 kurucunun yer aldığı toplantıda partinin adının “Bizim Parti” ya da “Bir Parti” olaması üzerinde duruldu. Toplantıda “Bizim Parti” ismi öne çıksa da, yeni gelen öneriler üzerine partinin adı en geç perşembe günü netleşecek.

Devamını oku

Popüler İçerikler