Takip Edin

Gündem

İmamoğlu-Hükümet polemiğinde yeni sayfa: Nereye uçurur beni ilgilendirmez

Yayınlanma tarihi

-

İBB Başkanı İmamoğlu’ndan, Bakan Çavuşoğlu’na yanıt: “Sayın Bakanı nereye uçurur, dış ilişkileri veya başka konuları nereye uçurur, o beni hiç ilgilendirmiyor.”

“İstanbul Deprem Çalıştayı”nda konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Kanal İstanbul” projesine yüklendi. Kanal İstanbul’un sadece bir deniz yolu ulaşımı projesi olmadığını vurgulayan İmamoğlu, projenin kentin hem karadaki hem de denizdeki ekolojik denge sistemini değiştirebilecek riskler içerdiğine dikkat çekti.

İBB Başkanı İmamoğlu, “Göller, havzalar, tarım alanları, yaşam alanları, yer altı suyu sistemi ve şehrin tüm ulaşım sistemi projeden kritik şekilde etkileniyor. Tarım arazilerinin yok olması bir yana, İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu ucube projeyle, ülkenin deprem riski en yüksek bölgesine 8 milyon hapsedilmiş olacak” ifadelerini kullandı.

İBB Başkanı İmamoğlu, “Deprem Çalıştayı”nda yaptığı konuşmanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. İmamoğlu, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Kanal İstanbul’u kastederek “Kazmayı vurduğumuz anda denizcilik uçacak” sözlerine yanıt verdi. İstanbul halkının Kanal İstanbul konusunda ‘sıfır noktasında bilgiye’ sahip olduğunu vurgulayan İmamoğlu, şunları söyledi:

 “Dünyayı, ekosistemi, iklimi, depremi her yönüyle etkileyecek, nüfusu, yapılaşmayı rantı etkileyecek bir konunun yüzeysel geçiştirilip, ‘Biz ihaleye çıktık’ denecek bir süreç olmadığının altını çiziyoruz. Sayın Bakanı nereye uçurur, dış ilişkileri veya başka konuları nereye uçurur, o beni hiç ilgilendirmiyor. Ben, İstanbul’a, 16 milyon insana, bu ülkeye neye mal olacağına bakıyorum.”

“İŞLERİN DURMASININ NEDENİ ‘BİZ’ DEĞİL ‘BEN’ DİYEN YÖNETİM ŞEKLİ”

İstanbul’un önündeki en büyük felaketlerden deprem konusunun ele alındığı “Deprem Çalıştayı”, İstanbul Kongre Merkezi’nde başladı. Konunun tüm bileşenlerinin katılımıyla gerçekleştirilen ve 2-3 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek çalıştayda ilk konuşmayı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştime Daire Başkanı Tayfun Kahraman yaptı. Kahraman’ın ardından mikrofonu alan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un, etkilediği yerleşimler nedeniyle dünyanın en fazla risk oluşturan deprem fay hatlarından birinin üzerinde kurulmuş olduğunu vurguladı. İmamoğlu, bu çalıştayda kentin net bir yol haritası çıkarmak için bir araya geldiklerini belirtti. Geçmiş dönemde İstanbul’da işlerin ya hiç yürümediğini ya da olması gerektiği gibi yürümediğini kaydeden İmamoğlu, “İşlerin durmasının veya durma noktasına gelmiş olmasının elbette çeşitli nedenleri var. Ama en önemli neden ‘Biz’ değil ‘Ben’ diyen yönetim şekli, ‘Ben bilirim’ yaklaşımıdır…

Milletin sesine ve iradesine kulak tıkayan anlayıştır. Bu nedenle, yönetime geldiğimiz günden beri ortak aklı harekete geçirecek bir yönetim için yola çıktık. Hayatın her alanıyla ve Istanbul’un her ihtiyacıyla ilgili çalıştaylar yapmaya başladık. Konunun ilgililerini, uzmanlarını, ortaklarını ve faydalanıcılarını bir araya getiriyoruz” dedi.

“BUGÜNE KADAR YAPTIĞIMIZ ÇALIŞTAYLARIN EN ÖNEMLİSİ”

Şehrin yapboz alanı olmaması gerektiğini ifade eden İmamoğlu, bu nedenle demokratik katılımı, aklı ve bilimi rehber edindiklerini vurguladı. Etkinliğin önemine, “Bugüne kadar yaptığımız çalıştayların en önemlisi” sözleriyle dikkat çeken İmamoğlu, “Çünkü, bir belediye yönetiminin ve bir belediye başkanının birincil görevi, o şehirde yaşayan her bir yurttaşın can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Yani önce can, sonra mal. Diğer bütün alanlardaki ihtiyaçlar, projeler ve hizmetler ancak ondan sonra gelebilir. Öte yandan öyle bazı alanlar vardır ki, o alanlarda ne yaptığınız, ne kadar çaba harcadığınız veya neleri başardığınız çoğu kez anlaşılmaz. Çok bilinmez. Çok önemsenmez. Doğrusu o alanlarda harcağınız emeğin, zamanın ve kaynağın siyasette oya tahvil edilmesi de mümkün değildir. Deprem ve afete hazırlık alanı da işte o alanlardan biri.

Ancak ve ancak bir depremle veya afetle karşılaştığınız zaman, daha önceki hazırlıklarınızın ne denli önemli, ne denli stratejik olduğu ve ne denli hayat kurtarıcı olduğu anlaşılır. Belki de bu yüzden siyasetçiler, özellikle de popülist siyateçiler bu alanları pek önemsemezler, pek çaba harcamazlar. Aynen küresel ısınma ve karbondioksit salınımı meselesini de önemsemedikleri gibi. Biz o tür siyasetçilerden değiliz” diye konuştu. Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde deprem konusunda yaptıkları çalışmalara değinen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“BU ŞEHRİN EN ÖNEMLİ RİSKİ DEPREMDİR”

“Biz başımızı kuma sokamayız. Sokmayacağız. Bu şehrin en önemli riski depremdir. Ve bu risk öyle küçük bir risk değildir. Üstelik bu risk sadece İstanbul’un de riski değildir. Tüm Türkiye’nin riskidir. Hayatın duracağı, ekonominin büyük hasar alacağı bir büyük kaos ve ulusal felaket ihtimalinden bahsediyoruz. Hali hazırdaki 1.2 milyon yapının karşın karşıya olduğu büyük bir riskten bahsediyoruz. 48 bin binanın ağır hasar göreceği ve onbinlerce civarında vatandaşımızın hayatını kaybedebileceği bir riskten bahsediyoruz. Bu nedenle yeni yönetim olarak, İstanbul’u afetlere ve özellikle depremlere dayanıklı bir şehir haline getirmek bizim öncelikli hedefimiz. Uluslararası ve ulusal ölçekteki tüm bilimsel çözüm önerilerini dikkate alarak bir yol haritası üretmek en somut amacımız. Bilimsel veriye dayanan ve ilgili tüm paydaşların görüşlerini dikkate alan bir yaklaşım bulmak ve harekete geçmek istiyoruz.”

İstanbul’a deprem konusunda çok zaman kaybettirildiği saptamasında bulunan İmamoğlu, “Bir toplum bu denli büyük bir riskin altındayken nasıl bu kadar vurdum duymaz olunur; aklım almıyor” dedi. Daha fazla vakit kaybetmek istemediklerini vurgulayan İmamoğlu, “Üniversitelerin, enstitülerin, sivil toplum kuruluşlarının, merkezi ve yerel kamu kuruluşlarının hepsi; yetkileri, eğitimleri ve uzmanlıkları ölçüsünde bu sürece katılmalıdır. Önleyici ve rehabilite edici tüm süreçlerde herkes yer almalıdırlar. Çünkü bu bir seferberliktir” diye konuştu.

“SINIRLI BİR BÜTÇENİZ VARSA, NASIL HARCARSINIZ”

Deprem gibi yakıcı bir konu varken, “Kanal İstanbul” projesinin gündeme getirilmesini eleştiren İmamoğlu, “Tüm İstanbullulara sormak isterim: Sınırlı bir bütçeniz varsa, o bütçeyi nasıl harcarsınız? Aile fertlerinizi doyuracak gıdayı almakta zorlanıyorsanız. Çocuklarınızı iyi ve sağlıklı bir biçimde beslemeye ve okutmaya yeterli geliriniz yoksa. Evinize gereksiz ve lüks bir mobilya almak için borca girer misiniz veya bankadan borç alıp tatile gider misiniz? Bir aile, bir baba, bir anne olarak kendi bütçenizi harcamayı planlarken neleri önemsersiniz? Eğer esnafsanız, tüccarsanız, iş adamıysanız nasıl davranırsınız? Akıllı birer esnaf, tüccar veya akıllı iş adamı olarak kazandıklarınızla yat kat mı alırsınız? Yoksa şirketinizin hayatta kalmasını sağlayacak yatırımlara mı yönelirsiniz” şeklinde sorular yöneltti. Bu sorulara verilecek cevapların belli olduğunu belirten İmamoğlu, şunları söyledi:

“ÖNCELİĞİMİZ KANAL İSTANBUL OLABİLİR Mİ”

“Bütçeleri kısıtlı sorumlu ebeveynler, sorumlu iş insanları her bir kuruşu harcamadan önce on kere düşünür. Ayranı yok içmeye diye başlayan sözdeki insan tipi gibi hareket etmez. Peki ama akıllı bir kamu yöneticisi, akıllı bir siyasetçi kamusal bütçenin harcanmasını nasıl planlamalıdır? Öncelik milletin hayata kalitesinin yükseltilmesi, istihdam, üretim, eğitim ve sağlık değil midir?

Ekonomi darda ise, yakın gelecekte ise çok daha darda olacağı aşikarsa ne yaparsınız? Milletin kaynaklarını bir ham hayale harcar mısınız? Bu şehirde bir süredir bir Kanal İstanbul projesidir konuşuluyor. Bize sordular mı hiç? Bizim görüşümüzü aldılar mı? Bunca millet evladı yüzbinlerce genç, 4 milyon yetenekli insan işsizken ve umutsuzken. Bunca insan yoksulken. Bunca üretim ihtiyacı ortadayken. Bunca fabrika kurma ihtiyacı varken. 16 milyonluk bu şehrin, bu koca şehrin geleceği olan çocuklar yeterince beslenemezken. Çok ağırlıklı bölümü okul öncesi eğitim alamazken. Kalabalık sınıflarda eğitim görürken bizim önceliğimiz Kanal İstanbul olabilir mi?”

Kanal İstanbul’un sadece bir deniz yolu ulaşımı projesi olmadığını vurgulayan İmamoğlu, projenin kentin hem karadaki hem de denizdeki ekolojik denge sistemini değiştirebilecek riskler içerdiğine dikkat çekti. İmamoğlu, konuşmasında bu riskleri şöyle sıraladı:

“UCUBE PROJE”

“Göller, havzalar, tarım alanları, yaşam alanları, yer altı suyu sistemi ve şehrin tüm ulaşım sistemi projeden kritik şekilde etkileniyor. Tarım arazilerinin yok olması bir yana, İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu ucube projeyle, ülkenin deprem riski en yüksek bölgesine 8 milyon hapsedilmiş olacak. Deprem anında bu denli yüksek bir nüfusu başka bir coğrafyaya nakledecek hiçbir devlet yoktur dünyada. Bu nasıl bir projedir Allah aşkına? Bu neyin aklıdır? Bakın konuşulan projedeki kanal yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, 20,75 metre derinliğinde ve en dar yerinde 275 metre genişliğinde bir kanal. Sazlıdere ve Terkoz Havzaları içinden geçen bir kanal. Yani proje Sazlıbosna ve Terkoz Havza Alanlarını yok ediyor. Yer altı suları ve Terkoz Gölü’nün tuzlanması riski taşıyor. İstanbul’un içme suyu ihtiyacı için müthiş bir tehdit oluşturduğu net olarak anlaşılıyor. Tek başına bu bile, bu projenin yapılmaması için yeterli bir gerekçedir! İstanbul halkı deniz suyu mu içecek? Öte yandan proje bölgeye 1,1 milyon yeni nüfus getirecek.

Yani 6 adet Beşiktaş veya 5 adet Bakırköy ilçesi nüfusu büyüklüğünde yeni nüfus eklenecek. Bu proje yüzünden 3.4 milyon yeni yolculuk oluşacak. İstanbul trafiği en az yüzde 10 artacak. 23 milyon metrekare orman alanı, 136 milyon metrekare tarım alanı yok olacak. Sazlıdere Barajı kalmayacak. Devlet Su İşleri (DSİ) bu yüzden projeye olumsuz raporu verdi. Rapora göre su ihtiyacını karşılayan havzaların yüzde 29’u yok olacak. Kanal inşaatı ile birlikte devasa hafriyat oluşacak. TMMOB raporuna göre 2.1 milyar metrekğp hafriyat çıkacak. İstanbul trafiğine günlük 10 bin hafriyat kamyonu katılacak. Hafriyatın nereye döküleceği belirsiz! Çıkan hafriyat, örneğin; Güngören-Esenler-Bağcılar ilçelerinin üzerine dökülse bu ilçeler yaklaşık 30 metre yükselecek.”

“İSTANBUL BOĞAZ TRAFİĞİNDE AZALIŞ VAR”

Projenin 1., 2., ve 3. derece deprem bölgelerinde kaldığını belirten İmamoğlu, “11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu Fayı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık Fayı geçiyor. Bilim insanları Kanal İstanbul Projesi’nin, yeryüzü ve yeraltı gerilme dengelerini bozacağını, aşırı yüklemelerin yeni depremleri davet edeceğini söylüyor. Boğazın tarihi dokusunun korunması proje için gerekçe olarak gösteriliyor. Oysa ki projeyle birlikte, 17 milyon metrekare SİT alanını etkilemektedir. Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti ve ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları proje alanında. Boğaz trafiği ile ilgili olarak ta dikkatinizi çekmek isterim. ÇED başvuru dosyasında Boğaz trafiğinde iddia edildiği gibi, yıllara göre bir artış değil, tam tersine özellikle son 10 yılda yüzde 22,46 oranında bir azalış gözlenmektedir” dedi. Olumsuzlukların İstanbul’la sınırlı kalmayacağını ifade eden İmamoğlu, Marmara Denizi ve Bölgesi’nin de ciddi tehlike altında olduğunu vurguladı:

“45 kilometre uzunluğunda ve ortalama 150 metre genişliğinde çok verimli tarım ve orman alanı sonsuza kadar ortadan kaldırılmış olacak. İstanbul Yarımadası Trakya’dan ayrılacağı için yeni bağlantı köprülerine ihtiyaç duyulacak. Proje dolayısıyla Karadeniz’den Marmara’ya oluşacak tek yanlı akıntı dolayısıyla Marmara Denizi aşırı kirlenecek. Bu durum Marmara’daki canlı yaşamını tehlikeye attığı gibi balıkçılığı ve bu işle geçinen insanları da zor duruma sokacaktır. Kanal aynı zamanda iklim değişikliklerine de yol açacak. Yok edilen arazi ile birlikte oradaki yaban hayatı da yok edilmiş olacaktır.”

“BU PROJE BİTTİĞİNDE, İSTANBUL BİTMİŞ OLACAK”

Kanal İstanbul’a harcanacak para ile ülkede birçok cazibe merkezi şehir, fabrika, okul ve iş imkanları yaratılabileceğine dikkat çeken İmamoğlu, “Açlık sınırındaki milyonlarca yurttaşımızın kendi yaşadıkları kent ve köylerinde istihdam edilebileceği bir diğer konudur. Özetle bu proje İstanbul’a bir ihanet projesi bile değildir. Resmen bir cinayet projesidir. İstanbul için gereksiz bir felaket projesidir. Bu proje bittiğinde İstanbul bitmiş olacak. Bu şahane şehir yaşanamaz bir kent olacak. Temiz hava, su altyapı trafik açısından çözülemez sorunlarla başbaşa kalacaktır. Ne boğaz geçişi, ne deniz deniz trafiği geçişi, ne de ekonomik olarak böyle bir ihtiyaç söz konusu değildir. Sadece yeni rant alanları yaratmak uğruna hazırlanmış, yol açacağı yıkıcı sonuçlar hiç düşünülmemiştir. Birileri para kazanacak diye bu kadim şehrin doğal çevresinin, yaşam alanlarının ve su havzalarının yok edilmesine izin veremeyiz, vermeyeceğiz. Sizlerin uzmanlığı, duyarlığı ve cesareti ile yanlışları önleyeceğiz.

Sizlerin ortaya koyacağınız ortak akıl ile 16 milyon için şehrimizi daha güvenli, daha yaşanır ve daha cazip hale getireceğiz. Sağ olun, var olun” dedi.

Konunun uzmanı katılımcılar, 2-3 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek oturmularla, İstanbul’da deprem konusunu masaya yatıracak.

“UMARIM GELMİŞLERDİR”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Deprem Çalıştayı”nda yaptığı konuşmanın ardından kameraların karşısına geçti. Gazetecilerin İmamoğlu’na sordukları sorular ve İBB Başkanı’nın verdiği yanıtlar şöyle oldu:

Protokolde gözlerin aradığı isimler vardı; İstanbul Valisi, AFAD Başkanı olmak üzere.

–      Buraya herkes davet edildi benim de bilgim dahilinde. İlgili bakanlıktan tutun da valiliğe kadar. Belki kurulları veya heyetleri temsilen birileri gelmiş olabilir ama ben kim geldi, gelmedi açıkçası bilmiyorum. Umarım gelmişlerdir. Bugün aslında konu, üst düzey bilim insanları, teknik insanlar, onların ne katacakları. Bizler, yöneticiler dinleyip sorumluluk elde etmesi gereken insanlarız. Gelmeseler de biz raporları kendilerine yolarız.

“BEN İSTANBUL’A BAKIYORUM”

Kanal İstanbul’a da değindiniz içeride. Siyasetin de çokça gündeminde. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, “Kazmayı vurduğumuz anda denizcilik uçacak” gibi sözleri oldu. Sizin duruşunuz da devam ediyor. Kanal İstanbul projesi nereye doğru gidiyor? Çünkü, iktidar kanadı bu konuda kararlı ve ısrarlı.

–      İstanbul’da halkın, yaptığımız araştırmada neredeyse sıfır noktasında bilgi sahibi olduğunu görüyoruz. Kanal İstanbul’u, ‘çılgın proje’, ‘Bir yerden kanal geçiyormuş’ diye biliyorlar. Yani etkisi, üreteceği tahribat, neye mal olacağı konusunda faydaları ve dezavantajları konusunda hiçbir bilgileri yok. Dünyayı, ekosistemi, iklimi, depremi her yönüyle etkileyecek, nüfusu, yapılaşmayı rantı etkileyecek bir konusunun yüzeysel geçiştirilip, “Biz ihaleye çıktık” denecek bir süreç olmadığının altını çiziyoruz. Sayın Bakanı nereye uçurur, dış ilişkileri veya başka konuları nereye uçurur, o beni hiç ilgilendirmiyor. Ben, İstanbul’a, 16 milyon insana, bu ülkeye neye mal olacağına bakıyorum. Yani bu belki 75 milyar, belki 125 milyar lira açıklanıyor. Böyle bir maliyetin, bugünün Türkiye’sinde ekonomik olarak karşılığı önceliği nedir? Bu şehrin, kadim coğrafyasına, tarihsel geçmişine etkisi ne? Tarım veya orman alanlarına etkisi ne? İnsan yaşamına, trafiğine coğrafi bütünlüğüne etkisi ne? Ben buna bakarım. Beni ilgilendiren tarafı bu. Duyurmaya, paylaşmaya, konuşmaya da devam edeceğim.

“KRİTİK OLAN MELEN…”

Barajlarda son durum nedir? İstanbul’da bir su sıkıntısı yaşanacak mı?

–      Şu anda barajlarımız, doluluk olarak yüzde 36’ların biraz üzerinde. Birkaç haftadır düşüş trendinde olan doluluk oranı, son 3-4 gündür bir yükselişe geçti. Kışa girişimiz gecikti ama henüz kışı yaşamadık. İstanbul’un ürkütücü su senaryosu, 2 yıl üst üste kuraklık yaşaması ile ilintili. Bu kuraklığın, yaz aylarına nasıl tesir edeceğini yaşayacağımız kışla göreceğiz. Şu anda henüz kışla ilgili bir tahminde bulunmak güç. Eğer, seneye de bir kuraklık yaşanırsa, arkadaşlarımızın ön görüsü 2021’de bizi bir su sıkıntısı bekliyor. Tabi burada çarpıcı olan 2 şey var. Bir tanesi, malum Melen Barajı’nın bundan 2 yıl önce açılacak olması ve bugün orada milyonlarca metreküplük su rezerviyle İstanbul’un beslenebileceği yönünde tarihsel projenin hala niçin neticelenmediği… Aldığımız son bilgiden dolayı burada yapılan yanlış imalatın giderilmesiyle ilgili ek projenin maliyetiyle ilgili alakalı ödeneğin hala çıkarılmamış olması… 2040’a, 2071’e kadar su sorunu yaşamayacağımız bir şehir devraldığımız konusunda, sayın Cumhurbaşkanı dahil, teminatlar verildi topluma. Biz de o teminatı alarak seçildik. Dolayısıyla bu süreç de milli bir meseledir. Eğer DSİ, ödenek sorunu yaşıyorsa, bu ödeneği tesis edecek kurumları bu konuda uyarıyoruz ve duyarlılığa davet ediyoruz. Bu, önemli bir meseledir. En azından bence sayın Cumhurbaşkanı’nın taahhüt ettiği ve vaat ettiği “2040’a, 2071’e kadar su sorunu yaşamayacağız. Tüm sorunu çözdük” taahhüdünün imza altına alınması için bütün kurumları ve kuruluşları sorumluluğa davet ediyoruz. Şu anda 2 yıl su sorunu olmayacağı yönündeki öngörümüzle beraber, bu ileride su sorunu olmayacağı anlamına da gelmiyor. Kritik olan Melen Barajı’nın yanı sıra, tasarruflar ve geliştireceğimiz su kaynağı oluşturma ile ilgili projelerimiz devam ediyor. Ocak ayında da su çalıştayımız olacak. Bunu orada da ele alacağız. Ama her şeyden önce şunu ifade edelim; Kanal İstanbul projesinin yüzde 30 civarında su havzalarını yok edeceği, İstanbul için ne kadar gereksiz ve ne kadar riskli bir proje olduğunun da ayrı bir ispatıdır. Onun da altını çizelim.

“BİLİMSEL ALANLARA MÜDAHALECİ OLMAM”

Deprem alanında uzun süredir çalışma yapan bazı isimlerin İBB yönetimi tarafından çalıştaya neden dahil edilmediklerine dair sosyal medyadan tepkileri oldu. Haberdar mısınız bu davetlerden ve bu konuda bir mesajınız olacak mı?

–      Bir belediye başkanı olarak kim davet edildi, kim edilmedi… Bilimsel alanlara ben ne müdahaleci olurum ne de olmak doğru. Burada bir kere şunu söyleyelim. Davet edilmeyen kimse yok. Konuşulan şey, konuşmacı olmakla ilgili. Gösterilen tepki… Ki ismi geçen bilim insanımız da belediyemiz ile başka alanlarda şu anda aktif çalışma içerisinde. En son mesela İSKİ’nin kendilerine bir çalışma teklifi yaptığını biliyorum. Dolayısıyla İstanbul’da hiçbir bilim insanı dışarıda kalmaz, kalmamalı. Eksiklik olabilir. Çokça bilim insanımız var. Herkesin konuşmacı olması mümkün olamayabilir. Ama herkesin sürecin içinde olması sağlanmalıdır. Bunu sağlamaya dönük kurullar oluşturuyoruz. Kendilerine bir hata yapılmışsa zaten arkadaşımız söyledi “özür dileriz” dedi. Ama bilim adına konuşmacı olmadım diye gelmemeyi kendileri tercih etmemeli. Umarım bugün veya yarın kendileri en üst seviyede katılımcı ve sürece katkı sunan bilgileri ile paylaşımcı olmasını dilerim. Sadece kendilerine değil tabi herkesi bu anlamda davet ediyoruz. Eksiklikler giderilir. Bu ne ilk ne son olacak. Hep böyle depremle ilgili konuşacağımız alanları ve süreçleri İstanbul’un her anına dahil edeceğiz. Çünkü bizim birinci meselemiz deprem.

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Ensar kaybetti İBB kazandı

Yayınlanma tarihi

-

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 6. İdare Dava Dairesi de, Ensar Vakfı’nın talebini reddetti.

Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı seçilmesinin ardından, 2019 yılının Ağustos ayında talimat vererek bazı vakıflarla yapılan protokolleri iptal ettirdi.

Protokolleri iptal edilen vakıflar arasında; çocuk tacizleri ile gündeme gelen Ensar Vakfı ve Erdoğan ailesinden kişilerin bulunduğu TÜRGEV ve TÜGVA gibi AKP’ye yakın vakıflar yer aldı. Bu vakıfların protokollerinin iptali sonrasında İBB açıklama yapmış ve vakıflara İBB bütçesinden toplam 357 milyon 453 bin 972 lira harcandığını duyurmuştu.

Bu iptalin ardından Ensar Vakfı ve TÜRGEV konuyu mahkemeye taşıdı. İstanbul 14. İdare Mahkemesi, Ensar’ın ve TÜRGEV’in açtığı davayı reddetti ve İBB lehine karar verdi.

Bunun üzerine Ensar Vakfı, bu kez İstanbul 14. İdare Mahkemesi’nin kararını bir üst mahkeme taşıdı. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 6. İdare Dava Dairesi de, Ensar Vakfı’nın talebini reddetti.

İşte o mahkeme kararı:

Devamını oku

Gündem

Havaya ateş açan bekçi diğer bekçiyi vurdu

Yayınlanma tarihi

-

Malatya’da bir kişiye müdahale etmeye çalışan üç bekçi yaralandı. Bekçilerden biri görev arkadaşının tabancasından çıkan kurşunla yaralandı.

Malatya’da şüpheli bir şahsa müdahalede bulunan 3 mahalle bekçisinden 1’i silahla vurulurken, 2 bekçi de bıçak darbeleri sonucunda yaralandı.

İHA’nın haberine göre olay, Yeşilyurt ilçesine bağlı Cevatpaşa Mahallesi, Polis Akademisi Malatya Polis Meslek Eğitim Merkezi önünde meydana geldi.

Haber Merkezi’nin Polis Akademisi -Malatya Polis Meslek Eğitim Merkezi mevkiinde şüpheli bir şahıs anonsunu değerlendirmek üzere Özsan Sanayi Sitesi’nde görevli 3 mahalle bekçisi olay yerine intikal ederek, alkollü olduğu iddia edilen şüphelisi şahıs Suat U. ile iletişim kurmaya çalıştı.

Bu esnada Suat U. üzerinde bulunan bıçakla bekçilere mukavemet gösterdi. Bekçiler ile şüpheli şahıs arasında yaşanan arbedede, bekçilerden birinin havaya ateş açması sonucunda seken kurşunlardan biri bekçilerden Sedat K’.nin başını sıyırırken, diğer 2 bekçi Gökhan P. ile Yusuf S. aldıkları bıçak darbeleri sonucunda yaralandı.
İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edilirken, aldığı 5 bıçak darbesi sonucunda ağır yaralanan mahalle bekçilerinden Yunus S. Turgut Özal Tıp Fakültesine diğer yaralı 2 bekçi Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı.

Arbede sırasında yaralanan Suat U.’nun da hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındığı olayda, polis ekipleri olayın gerçekleştiği bölgede çok sayıda boş kovanın yanı sıra 1 adet bıçak buldu.

Olayla ilgili başlatılan inceleme sürüyor.

Devamını oku

Gündem

Elazığ depremi sonrası herkes bu görüntüyü paylaşıyor! Aylar önce uyarmıştı, depremi nokta atışı bildi

Yayınlanma tarihi

-

Prof. Dr. Naci Görür’ün 6 Ekim 2019’da CNN Türk yayınında, Elazığ ve çevresini vuran depremi nokta atışıyla işaret ettiği ortaya çıktı. İşte o görüntüler…

Prof. Dr. Naci Görür’ün 6 Ekim 2019’da CNN Türk yayınında, Elazığ ve çevresini vuran depremi nokta atışıyla işaret ettiği ortaya çıktı.

Görür programda doğrudan Sivrice’yi söyleyerek, bölgedeki fay hattında 1500 yıldır deprem olmadığını aktarıyor.

Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür depremden sonra yaptığı açıklamada da, 6.8 büyüklüğünde depremin, Doğu Anadolu fay hattının uyanması anlamına geldiğini dile getirdi.

Prof. Dr. Görür, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda şunları söyledi:

“Maalesef Elazığ’da 6.5 büyüklükte sığ bir deprem oldu. Deprem Elazığ’ın 25-30 km doğusunda Sivrice’de oldu. Deprem Doğu Anadolu Fay’ı (DAF) üzerinde meydana geldi. DAF yaklaşık 600 km uzunluğunda, sol yönlü ve doğru atımlıdır. Bu fay ve depremle ilgili bilgileri maddeler halinde sıralayacağım: 1-Bu depremin olduğu yerde 1874 yılında 7.1, 1875’de 6.7 büyüklükte iki deprem olmuş. 2-Bu depremden sonra Sivrice-Bingöl ve Sivrice-Pütürge-Çelikhan arasına özellikle dikkat edilmelidir. 3-Deprem hattı üzerindeki kırsal yerleşim alanları yapı stoku bakımından deprem güvenli değildir. Bu bakımdan yapısal hasar fazla olabilir. İnşallah can kaybı fazla olmaz. Şu an itibariyle köylere henüz ulaşılamadığı için doğru hasar tespiti yapmak mümkün değildir. 4-Bu deprem kanaatimce endişe vericidir. DAF uzun zamandır sessizdi. Şimdi uyandı. Kuzey Anadolu Fayı (KAF) gibi davranacağından endişe ediyorum. Biliyorsunuz KAF 20. asırda 1939-1999 tarihleri arasında çok sayıda 7’nin üzerinde deprem üreterek enerjisini boşalttı (İst hariç). Aynı şeyi belirli bir süreçte DAF da yapabilir. Nitekim bu fay boyunca 1513 Maraş civarı7.4; 1872 Amanos, 7.5; 1874 Sivrice-Palu arası, 7.1; 1875 Sivrice 6.7; Çelikhan 7.1. Gördüğünüz gibi bu depremler üzerinden bir hayli zaman geçmiş.”

“UYARDIK, BİR ŞEY YAPILMADI”

Prof. Dr. Görür, şöyle devam etti:

“Arkadaşlar, Elazığlı olmam nedeniyle, Elazığ’da bir zamanlar Elazığ’ın depremselliği ile ilgili konferanslar verdim, uyarılar yaptım, Elazığ ve köylerini depreme hazırlayın dedim. Bu konuda kitaplar basıldı. Ama maalesef pek bir şey yapılmadı. Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi… Bununla da kalmadık. Yine Elazığlı olan Prof. Namık Çağatay ve İTÜ’deki arkadaşlarla birlikte Bingöl, Elazığ, Malatya, Maraş valilik ve belediye başkanlıklarını ve bu kentlerdeki üniversiteleri bir araya getirdim. Harita Genel Komutanlığını da işe katarak proje hazırladım… TÜBİTAK, DPT gibi bir çok yere başvurduk reddedildi. Halbuki her fay kuşağında depremin ergeç geleceği biliniyor. Neden daha ortada deprem yokken oralar ele alınmıyor? Bileniniz var mı?” 

Devamını oku

Popüler İçerikler