Takip Edin

Kültür

Türk Kahvesi mi Yunan Kahvesi mi?

Yayınlanma tarihi

-

Bu yazıda hepimizin bildiği Türk kahvesinden bahsedeceğim. Her ne kadar bizler Türk Kahvesi desek de dünyada bazı ülkelerde bizim Türk kahvesi dediğimiz kahve türüne Greek coffe yani Yunan kahvesi de deniliyor. Acaba nedir bu işin aslı?

Yüzyıllardır kültürümüzün vazgeçilmez simgelerinden biri olan Türk kahvesi acaba bize mi yoksa Yunanlılara mı ait. Aslında sadece kahve değil bizim cacık dediğimiz şeye Yunanlılar caciki, rakı dediğimiz şeye uzo yani yunan raksı ya da baklava dediğimiz meşhur tatlımıza da yunan baklavası diyorlar. Hatta meşhur gölge oyunumuz Hacivatla Karagöz bile Türk mü Yunan mı tartışmalarından nasibini almış.

Bildiğiniz gibi Türk kahvesinin kendine has bir çekilme ve pişirilme yöntemi vardır. Cezvede kaynatılarak pişirilir ve oldukça sıcak şekilde servis edilir tabi Yunanlıların Greek Cofee dedikleri kahvenin çekilme ve pişirilme yöntemi de bizimkiyle neredeyse aynıdır. Aslında bu tartışmaların olması çok normal çünkü Türkler ve Yunanlılar yüzyıllarca iç içe yaşamış birbirinden fazlaca etkilenmiş milletlerdir. Avrupalıların gözünde de bu durum yüzyıllarca böyleydi, Avrupa edebiyatındaki pek çok yazılı üründe Osmanlı için Türk veya Yunan aynı şey diye bahsedilir. Bunun bir sebebi de Yunanlıların Ortodoks Hıristiyan olmaları ve Katolik Avrupa tarafından dışlanmış olmalarıdır.

Bu yüzden Yunanlılara zaman zaman Avrupalılar tarafından Ortodoks Müslüman denildiği de görülmüştür. Osmanlı devleti içerisinde aynı kültürel öğelerle yüzyıllarca birlikte yaşayıp iç içe geçen Türk ve Yunan kültürün Osmanlının yıkılmasından sonra kahve senin mi benim mi gibi konularda tartışılması da bu yüzdendir.

Pek çok araştırmacı ve tarihçiye göre şu bir gerçek ki Türk kahvesi mi Yunan kahvesi mi diye üzerinde tartışılan bu kahve türü Anadolu üzerinden Avrupaya yayıldığı için Türklere ait olduğu görüşü hakimdir. “Kahve yemen gelir” sözünde ve türküsünde olduğu gibi kahve önce Arap coğrafyasında ortaya çıkmış ardından Osmanlıya oradan da tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Yunanistan’da dahi pek çok tarihçi bu görüşü doğrular ve bu türde pişirilen kahve türünün Türk kültürüne ait olduğunu söylüyor. Dolayısıyla evet Yunanistan’da da aynı kahve pişiriliyor olabilir ancak bu kahve önce Anadolu’da Türkler arasında yayılmış ve Avrupa’da da Türk kahvesi olarak tanınmıştır.

Peki gelelim günümüze günümüzde bu kahve dünyada Turkish cofee mi yoksa Greek coffee olarak mı tanınıyor. Bunu hemen en basit şekilde internet üzerinden kabaca gözlemleyebiliriz. Google’da İngilizce olarak how to make turkish cofee ve how to make greek cofee yazdığımızda karşımıza daha çok greek cofee konuları çıkıyor. Acaba bize ait olduğunu Yunanlıların bile kabul ettiği bu kahve türü dünyada neden Yunan kahvesi olarak biliniyor? Geçtiğimiz yıllarda Amerika’daki meşhur Türk doktorumuz Mehmet Öz televizyonda sunduğu bir sağlık programında kahvenin kalp sağlığı için önemini anlatırken elinde tuttuğu fincandaki kahveden Greek Cofee diye bahsetmişti.

Tabi tepkiler hiç gecikmeden gelmeye başladı. Vay efendim o kahve Türk kahvesi sen nasıl ona Yunan kahvesi dersin. Dr. Mehmet Öz daha sonra bu konuda açıklama yaptı; “Amerika’da bu kahveye Greek Coffee denir ben de böyle olduğunu düşünerek söyledim” şeklinde açıklamalarda bulundu. Fakat bu açıklama da tepkileri dindirmeye yetmedi.

Şimdi olaya şöyle bakalım, Dr. Mehmet Öz Amerika’da doğmuş, büyümüş, eğitimini almış, ünlü bir doktor olmuş. Türk kahvesini bilmemesi onun eksikliği diyelim ama bence bu konuda birilerini suçlamak istiyorsak tüm Türkiye olarak önce kendimizi suçlamalıyız. Çünkü biz, kültürel öğelerimizi dünyaya tanıtamıyorsak ve bunların adını markalaştıramıyorsak bu sadece bizim suçumuzdur. Türk kahvesi, bunlardan sadece biri ve bunun gibi daha pek çok örnek sayabiliriz cacık, lokum, rakı yoğurt gibi. Ama biz daha bunlara sahip çıkamazken geleceğe yönelik akıl ve zeka ürünü teknolojiler üretmeyi nasıl becereceğiz en çok da bunu merak ediyorum.

Sonuç olarak, kahve ne bize ait ne Yunana ait ama kaynatarak pişirme ve sıcak servis etme yönteminin Anadolu’da yaygın bir adet olduğu görüşü tüm dünyada kabul gördüğü için Türk kahvesi kavramının daha doğru olduğu sonucuna varabiliriz.

Yazıyı da şöyle eski bir Anadolu rock şarkısıyla ile bitirelim…

Ersen ve Dadaşlar – Kahve Yemeden Gelir

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür

İlk çiçek 174 milyon yıl önce açtı!

Yayınlanma tarihi

-

Bitkilerin ortaya çıkışı, çok eskiye dayanıyor. En az bir milyar yıl önce alg türleri vardı. Çiçekli bitkiler ise daha geç belirmeye başladı.

Kısa bir süre öncesine kadar da bilinen en eski çiçeklerden biri “Montsechia vidalii” olarak tanınıyordu. Bu çiçek, yaklaşık 130 milyon yıl önce ortaya çıktı.

Yapılan genetik analizler ise ilk çiçeğin 140 milyon yıl öncesine ait olduğu tahminine yol açtı. Yapılan yeni keşif, ilk çiçeğe ilişkin bilinenlerin yanlış olduğunu gösterdi. Zira, “Nanjinganthus dendrostyla” olarak adlandırılan çiçeğin yaşı 174 milyon yıl olarak hesaplandı.

Bu çiçek, Çinli Nanjing Bilimler Akademisi’nden bir ekip tarafından keşfedildi. Çinli ekip, Nanjing bölgesindeki kayalıklarda 250’yi aşkın bitki fosilini inceledi. Özel mikroskopi teknikleri sayesinde, araştırmacılar “Nanjinganthus dendrostyla”nın çiçekli bir bitki karakterine sahip olduğu ve tohum barındırabildiğini tespit etti.

Bu ilk çiçeğin morfolojisine ilişin detaylar, eLife dergisinde yayınlandı. Araştırmacılar, eldeki verilerden hareketle çiçeğin bir portresini de çıkardılar.

Çiçeğin ait olduğu “Angiospermae” (Kapalı tohumlar) türü, başarılı bir evrime sahip. Bugün, 300 bini aşkın “angiospermae” türü var ve bitkilerin yüzde 90’ını temsil ediyor.

Devamını oku

Kültür

2019’da bilim dünyasını neler bekliyor?

Yayınlanma tarihi

-

KUTUP PROJELERİ

Ocak ayında ABDli ve İngiliz bilim insanları Antarktika’da son 70 yılın en büyük araştırma projesini hayata geçirecek. Beş yıl kadar sürmesi beklenen proje kapsamında Thwaites Buzulunun önümüzdeki on yıllar içinde eriyip erimeyeceği değerlendirilecek. Araştırmada buzullar ayıbalıkları ve foklar üzerine takılan sensorlarla takip edilecek.

2019 yılının ortalarına doğru İngiliz bilim insanları buzul üzerinde sondaj çalışmaları yaparak 1.5 milyon yıl yaşındaki buzulun merkezinden örnekler almaya çalışacak.

İNSANLIĞIN KÖKENLERİ

2003 yılında Endonezya’nın Flores adasında bulunan insan fosilleri üzerinde yapılan incelemelerin 2019 yılında açıklanması bekleniyor. Yine aynı bölgede ve Luzon adasında yapılan kazılarda da yeni fosillere rastlanması oldukça muhtemel olarak nitelendirilirken yeni bir tür insansının keşfinin açıklanması da bekleniyor.

GEN DÜZENLENMESİ

2018 yılında genleri düzenlenmiş ilk ikiz bebeklerin doğumunun ardından bu alanda özellikle hukuki alanda ciddi gelişmeler yaşanması bekleniyor. Bilim insanları, insan yumurtası, spermi ve embiryoları üzerindeki tıbbi müdahaleleri düzenleyen bir uluslararası anlaşma talebinde bulunuyor.

Yine 2018’de Çin’de yapılan deneyin sonuçları da yakından izlenecek. Bilim insanlarının genleri düzenlendikten sonra doğan ikizlerin sağlık durumları konusunda sürekli raporlar yayınlamaları bekleniyor.

KOZMİK SİNYALLER

Dünyanın en büyük radyo teleskobu olan 500 metre çapındaki Aperture Spherical Radio Telescope (ASRT) Eylül ayında aktif hale gelecek. 170 milyon dolara mal olan bu teleskop yarı kapasiteyle çalışırken dahi 50 tane yeni pulsar keşfetmeyi başarmıştı.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Son yıllarda özellikle kansere karşı etkin bir şekilde kullanılmaya başlanılan bağışıklık sistemi terapilerinin 2019 yılında da tıp dünyasına damga vurması bekleniyor. Bilim insanları bu alanda her an kanser tedavilerini baştan aşağı yenileyecek gelişmelerin yaşanabileceğini ifade ediyor.

YAPAY UZUVLAR

2019’un yapan uzuvlar konusunda da bir dönüm noktası olması bekleniyor. Bugüne kadar deney aşamasında olan hissedebilen protez el, kol ve bacakları artık hastalara 2019 yılında ABD ve İngiltere’de uygulanacağı ifade ediliyor.

Aynı teknolojinin depresyon ve bazı psikiyatrik hastalıklara sahip kişiler üzerinde de kullanılabileceği de ifade ediliyor.

BEYİN HÜCRELERİ HARİTASI

2019 yılında insan beynindeki hücre tiplerinin tam listesinin açıklanması bekleniyor. Araştırmayı yürüten Cell Census Network adlı kuruluştan gelen ilk bilgilere göre insan beyninde binlerce farklı türde hücre bulunuyor. Bu hücrelerin tamamının tanımlanması vücudumuzun bu en gizemli organının nasıl çalıştığını bize anlatabilir.

ORAK HÜCRE HASTALIĞINA ÇARE

2019 yılında Orak Hücre Hastalığına da tamamen çare bulunması bekleniyor. Şu anda bu hastalık konusunda dört aynı deneysel tedavi yürütülüyor ve dördü de olağanüstü etkili sonuçlar rapor etmekte.

Aynı şekilde kas distofrisi hastalığı için de 2019 yılında önemli gelişmeler bekleniyor.

CRISPR PİYASAYA ÇIKACAK

Bir tür DNA düzenleme yöntemi olan CRISPR’ın ilk ticari uygulamalarının 2019 yılı içinde gerçekleşmesi bekleniyor. CRISPR’ın ilk uygulama alanı büyük bir ihtimalle genetik kaynaklı kan hastalıkları olacak. CRISPR’ın kanser tedavisi konusundaki deneysel çalışmalardan ise 2019 içinde bir sonuç beklenmiyor.

KARA DELİKLER

2019 yılında devreye girecek yeni radyo teleskoplarıyla birlikte kara deliklerin yapısı konusunda yeni bilgiler edinebiliriz. Özellikle çevresindeki materyalleri halen içine çeken kara delikleri inceleyecek olan bilim insanları kara deliklerin “beslenme düzeni” konusunda fikir edinmeyi umuyor.

Devamını oku

Kültür

Dünyaya 21 bin ışık yılı mesafede yeni bir gezegen keşfedildi!

Yayınlanma tarihi

-

Zürih ve Cambridge üniversitesi araştırmacıları, kalsiyum, alüminyum ve safir ve yakut oksitlerinden oluşan bir öte gezegen keşfedildiğini açıkladı.

Bu buluşun uzay araştırmaları konusunda önemli bir gelişme olduğu belirtiliyor.

İsviçre’nin Zürih kenti üniversitesi ile İngiltere’nin Cambridge araştırmacıları güneş sisteminde yakut ve safirden oluşmuş bir gezegenin bulunduğunu kaydetti.

HD219134 b olarak isimlendirilen bu gezegenin Cassiopeia takımyıldızının merkezinde olduğu ve dünyaya 21 ışık yılı mesafede olduğu da açıklandı.
Gezegenin dağlık ve dünyadan 5 kat daha büyük olduğu belirtiliyor.

HD219134 b’nin ısısının çok yüksek olduğu ve yıldıza da yakın olduğu vurgulanırken, çok az miktarda demir bulunduğu da kaydedildi.

HD219134 b gezegeninde kalsiyum, alüminyum, safir ve yakut oksitleri bulunduğu da vurgulandı.

Zürih Üniversitesinden Caroline Dorn, “Bu gezegendeki ana renkler safir ve yakuttan dolayı kırmızı ve mavi olma ihtimali var” dedi.

Devamını oku

Popüler İçerikler