Takip Edin

Gündem

Yunanistan’da bile kredi dağıtan Türk Kamu Bankaları İstanbul’a kredi vermiyor

Yayınlanma tarihi

-

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Türkiye’deki kamu bankalarının İBB’ye kredi vermediğini söyledi. İmamoğlu “Kamu bankalarının ne yazık ki kapısı bize kapatılmış durumda. İBB’nin tüm maaş ve işlemlerini de yürüttüğü bankalar, yani cari işlemlerini yönettiği en önemli potansiyele sahip bankalardır devlet bankaları. Ben bu tavır ve davranışı gösteren akıl tutulması yaşayan yöneticileri de buradan kınıyorum. 5 aydır sabrediyordum ama bu sefer kınıyorum. Özel bankalardan olumlu geri dönüşler çok yüksek, iyi ki varlar” dedi.. İmamoğlu’nun kamu bankaları tarafından kendilerine kredi verilmemesini açıklamasının ardından Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, “Kamu bankalarının siyasi kararlar alması size de 28 şubat günlerini çağrıştırmıyor mu?” diye sordu.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 1 Ekim- 15 Kasım tarihleri arasında Paris, Berlin, Londra, Kopenhag ve Strasburg’a gerçekleştirdiği 5 yurtdışı ziyaretinin finansal sonuçlarını Tunuslu Hayreddin Paşa Konağı’nda düzenlediği basın toplantısında yerli ve yabancı gazetecilere anlattı.

İmamoğlu, seçimlerin ardından Türkiye’de kamu bankalarının kapısının İBB’ye kapatıldığını vurgulayarak “Devletin şu an yönetiminde olan bankaları biliyorsunuz. İBB’nin tüm maaş ve işlemlerini de yürüttüğü bankalar, yani cari işlemlerini yönettiği en önemli potansiyele sahip bankalardır devlet bankaları. Seçimden hemen sonra bir kısım rutin kullanım yaptığımız kredilerin günlük ihtiyaçları çözdüğümüz krediler bile kullandırılmadı. Biz elde ettiğimiz borçlanma yetkisini Türkiye’nin bazı özel bankaları ve hatta bazı yabancı bankalar üzerinden çözüm yoluna gittik. Kamu bankalarının ne yazık ki kapısı bize kapatılmış durumda. Sadede İBB’de değil özellikle CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanı ile sık sık bir araya geliyoruz. Aynı tutum ve davranış o belediyelerimize de büyük oranda var. Bu çok üzücü” dedi.

5 AYDIR SABREDİYORUM

Milyarlarca liralık cari işlem yaptıkları kamu bankasının eşit davranmak zorunda olduğunu vurgulayan İmamoğlu “Ben bu tavır ve davranışı gösteren akıl tutulması yaşayan yöneticileri de buradan kınıyorum. Bu kınamayı şöyle kabul edin; 5 aydır sabrediyordum ama bu sefer kınıyorum. Ama biz çözüm bulma kabiliyetlerine sahip bir kentin yöneticileri olarak bu güzel kentin ihtiyaçlarına dönük imkanlar yaratmaya devam ediyoruz. Özel bankalardan olumlu geri dönüşler çok yüksek, iyi ki varlar” diye konuştu.

PROJELER 2 YILDIR DURUYORDU

İmamoğlu, göreve geldiklerinde İstanbul’da başta metro projeleri olmak üzere çok sayıda yatırımın finans problemleri nedeniyle 2 yıldır durduğunu gördüklerini belirterek “Bu durağan dönem fiziki olarak da şehri tehdit ediyordu. Türkiye’deki ekonomik kriz nedeniyle kaynak bulma konusundaki zorluklardan ötürü yeniden başlamanın zor olduğu düşünülüyordu. Açıkçası devlet bankaları ne acı ki İBB’ye göreve başladığımız andan itibaren gördük ki mesafeli duruyorlar. Bu üzücü. Ankara’dan finansman ihtiyacımıza dönük acil çözümler gelemeyeceğini görmüştük. Bunun kurum temsilcilerine şahsen dile getirdim. Bu nedenle ilk yurtdışı ziyaretimizi Paris’e yaparken bizden önce başlatılan ama finansman kaynaklarının olgunlaşamadığı bir dönemin sonrasında bu gezimizin hemen akabinde bir kredi sözleşmesi yapabiliyor olmamızda bu gezinin etkili olduğunu düşünüyorum. Bu süreçten hemen sonra bir Fransız yatırım bankasından temin ettiğimiz kredi ile Ümraniye Göztepe metromuzu tekrar hayata geçirdik” dedi.

20 MİLYAR KAYNAK İHTİYACI

İstanbul’da finansman sorunları nedeniyle 2 yıldır duran projeler için yaklaşık 20 milyar TL’nin üzerinde kaynak ihtiyacı bulunduğuna dikkat çekti. İmamoğlu, bu rakamın 11-12 milyarının duran metro yapıları ile ilgili olduğunu ifade etti. İmamoğlu “Kötü yönetilen son 5 yılı teslim almış bulunuyoruz. Geçtiğimiz 5 yıl özellikle İBB açısından hem kendi içindeki siyasi değişim, yönetim değişimleri, İstanbul’un yapısal ve insani karakterine uygun olmayan yatırım öncelikleri ve bunun gibi bir çok sorundan dolayı kötü bir yönetim sürecini devraldık. Sıkı çalışıyoruz, popülist bir tavırla çalışmıyoruz. Doğru adımlar atacağız, finansal anlamda duvara toslamayacağız” dedi. İBB’nin şu an 28 milyar TL borcu bulunduğunu da açıkladı.

ALMANYA’DAN 110 MİLYON EUROLUK KREDİ

İmamoğlu, Almanya seyahatinin hemen ardından Deutsche Bank ile görüşmelerin olumlu sonuçlandığını ve gelen finansman ile bu hafta Sultanbeyli-Çekmeköy metrosunun 2 yıl aradan sonra tekrar başlayacağını belirtti. İmamoğlu, Deutsche Bank’tan 110 milyon euroluk kredi alındığını açıklayarak “Daha önce görüşülen vadelerin daha üzerinde vade sağlandı. Daha düşük oranda faiz sağlandı. Görüşülen rakamın da üzerinde bir rakam sağlandı. Artı değerler üretilerek bir sözleşme yapıldı” diye konuştu.

2 SORU SORDULAR

Londra, Paris’teki yatırımcılar, belediye başkanları, banka yöneticilerinin Türkiye ile merak ettikleri iki konu olduğunu dile getiren İmamoğlu, bu soruları şöyle sıraladı: “Ekrem İmamoğlu’nun merkezi hükümetle ilişkileri nasıl, önünüze engel çıkarılıyor mu? Türkiye-AB ilişkileri nereye gidiyor, Türkiye Avrupa’dan uzaklaşıyor mu?”

İmamoğlu ilk soruya verdiği yanıtta ortada bir sorun varsa her iki tarafın da payı olduğuna dikkat çektiğini belirterek Suriye konusunda Türkiye’nin yalnız bırakıldığını söylediğini aktardı.

MERKEZİ HÜKÜMET İLE İLİŞKİLERİN NORMALLEŞECEĞİNE İNANIYORUM

Merkezi hükümetle ilişkileri konusuna verdiği yanıtı da İmamoğlu şöyle anlattı:

“Elbette bu ilişkilerin normalleşeceğine inandığımı, normalleşmesi gerektiğini özellikle dile getirdim. Hem bu siyaseten bir gereksinim. Siyasi aklın mutlaka ortaya koyması gereken bir husus. Türkiye’ye veya İstanbul’a hizmet sürecinde birbirine engel olmanın doğru bir şey olmadığını dile getirdim. Başka türlü davranmanın ise siyasi olarak kayıp olacağını bunun da seçimlerde nasıl cereyan ettiğini en yakın 2019 seçimlerinde halkımızın gösterdiğini dile getirdim. Tabi şunu anlayabiliyorum; 25 yıl sonra değişen bir yönetim var. 25 yıl sonra yaşanan bu değişime henüz alışamama refleksi doğaldır. Ben bunu insani karşılıyorum. Ama bu sürenin çok uzamaması gerektiğini artık bu duygulardan sıyrılması gerektiğini hükümetin de dile getirdim. İş yapma arzusu olan birinin önünde hiçbir engelin duramayacağını da dile getirdim. Bugün devlet bankalarının bize soğuk tavır alması ya da direnç göstermesi hangi motivasyonla onu da bilemiyorum bankacılığın motivasyonu ekonomik prensiplerle tanımlar üzerindendir. Ama biz ona rağmen kurduğumuz ilişkilerle Avrupa’dan finans bulduğumuz gibi ilerleyen dönemlerde de bulacağımıza bu kent adına kabiliyetleri ve kapasitesi adına hiç şüphe duymadığımı da dile getirdim.”

“BOĞAZİÇİ KARARI İSTANBUL’A İHANETİN PARÇASI OLUR”

İmamoğlu, Boğaziçi’ne ilişkin yasa tasarısı ile ilgili soru üzerine İmamoğlu “Henüz alınmış bir karar yok. Taslak ve duyumlar var. Henüz bir meclis gündemine gelmiş değil. Böyle bir süreç ortaya konursa İstanbul adına çok ciddi tehdit olur. Yerelleşmenin, yereldeki yapının güçlendirilmesine dönük dünyadaki hamlelerin ve Türkiye’yi yöneten merkezi hükümetin başta sayın Cumhurbaşkanı’nın her zaman aynı şeyi dile getirdiği bir ortamda tam tersi hareket etmek… Seçimi kaybeden bir siyasi partinin kaybetmişliğin verdiği bir şekilde bu hareketi yapmasının Türkiye demokrasisine büyük bir darbe vuracağı net. Bu bakımdan her şeye rağmen böyle bir sürecin hayata geçirilmeyeceği konusunda elbette dileğim var ama aynı zamanda inancım var. İstanbul’un bir bölgesi ile ilgili ‘şurası yetkili, burası yetkili’ denemez. Zaten Türkiye’de 7-8 kurumun plan yapma yetkisi var. Ve buna seyirci kalan belediyeler var. Biz hiçbir konuda İstanbul’un hiçbir metrekaresinde merkezi bir takım kurum ve kuruluşun elindeki yetkisi kullansa da İstanbul’un deneyimini dikkate almadan yaptığı her işe hukuki müdahalemizi yapacağımızı belirtmek isterim. Bir masada 3-5 teknik insanın 16 milyonluk bir kentin geleceğine dair karar verme işi değildir. Yapılan ihanetlerin büyük kısmı da bu metot ile yapılmıştır. Biz bu ihanetleri engellemek adına kararlı duracağız. Bu yapılan taslak da İstanbul’a ihanetin bir parçasıdır. Biz İstanbul’a hem ihanet etmeyeceğiz hem de ihanet edenlerin süreçlerine engel olacağız” dedi.

İBB’NİN GELİR KAYBI VAR

İBB’nin hazineden pay alan kurumlardan biri olduğunu, bu payın da Türkiye’de ödenen vergilerle hesaplandığını anlatan İmamoğlu “Şu anda Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz nedeniyle bir takım gelirler ve vergilerdeki düşüş elbette bizim de gelir kaybımıza neden oluyor. Müdahale ile bir düşüş değil, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik kriz dolayısıyla yaşanan bir düşüş” dedi. İştirakler üzerinden yürütülen konsolide bütçe açısından da piyasada bazı alanlarda yaşanan daralma nedeniyle kaynak kayıpları da bulunduğunu belirterek gelir arttırıcı önlemleri de aldıklarını söyledi.

“ÇÜNKÜ YATIRIM YOK”

Duran projelerden özellikle metro projelerin kesinlikle devam edeceğini vurgulayan İmamoğlu “İstanbul’un ilçelerini geziyorum. Şu şaşırtıcı CHP’li ilçelerde İBB’nin durmuş bir yatırımı yok, çünkü yatırımı yok. Ama AKP’li belediyelerde epeyce durmuş yatırımla karşılaştık. Bu ne kadar eşit olmayan bir dönem yaşandığının da göstergesi” diye konuştu.

TAHVİL SATIŞI

İBB’nin bir finansman metodu olarak tahvil satışı metodunu kullanabileceğini de açıkladı. İmamoğlu “Buna çalışıyoruz. Elbette ülkenin ekonomi politikalarına, kanunlarına uygun hareket etmek zorundayız. Böyle bir süreci hazırlayıp ortaya koyduktan sonra izin almamız gereken Türkiye’nin kurumları var. Süreçlerin hepsini biliyoruz. Ülke lehine attığımız bir ekonomik adımın bu ülkeyi yöneten, akıllı siyaset yapan ekonomi idarecileri tarafından da kabul göreceğine inanıyorum. Aksinin ne onlar için ne Türkiye ekonomisi için ne İstanbul için doğru bir hamle olmayacağını düşünüyorum. Merkezi hükümetten beklentim, destek olmasıdır” dedi.

HAYDARPAŞA’DA KARAR BEKLİYORUZ

İmamoğlu, Haydarpaşa Sirkeci garları ihalesinde açılan davada TCDD’nin savunmasını mahkemeye verdiğini karar çıkmasını beklediklerini ifade ederek “Mahkemenin buradaki yanlışı, yanlı tutumu geri döndüreceğine inanıyorum. Tarihi bölgelerin kim olduğunu bilmediğimiz birilerine teslim edilmeyecek kadar hassas alanlar olduğunu ve ticaret yapılmadan bu şehrin turizmine katkı sunması için en doğru kurumun İBB olduğu konusundaki ısrarımız devam ediyor” dedi.

İmamoğlu, Atatürk Havalimanı ile ilgili çalışma yapan bir ekip kurduklarını da dile getirerek şunları söyledi:

“Bakanlık projesini açıklıyor, görseller paylaşıyor. Üstü yeşil olunca bayılıyoruz. Şimdi orası ne olacak? Mevcut durumda ne terkedildi? Çevresinde havalimanı var diye 30-40 otel yapılmasına müsaade edildi. Hala otel ruhsatı bekleyen oteller var. Atatürk Havalimanı’nda ne yapılacağı konusunda İBB, halk, fuarcılık- havacılık sektörün ne düşüyor? İstanbul’un tüm paydaşları ile konunun paylaşılması gerek.”

MARATON DAVETİ

İmamoğlu, görüştüğü çok sayıda belediye başkanını gelecek yıl İstanbul Maratonu’na davet ettiğini de ifade ederek “Gelecek yıl maraton bambaşka bir uluslararası boyutta olacak” dedi.

” 28 ŞUBAT SÜRECİNİ HATIRLATIYOR..”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kamu bankaları tarafından kendilerine kredi verilmemesini açıklamasının ardından Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, “Kamu bankalarının siyasi kararlar alması size de 28 şubat günlerini çağrıştırmıyor mu?” diye sordu.
Zeyrek, konuya ilişkin olarak eski Vakıfbank Genel Müdürü Hasan Kılavuz ile görüştü. Kılavuz’un “Bir banka büyükşehir belediyelerine kredi vermiyorsa biraz da kendi bacaklarına ateş ediyordur” değerlendirmesinde bulunduğunu belirtti.

Zeyrek, Kılavuz’un 2012 yılında TBMM’deki darbeleri araştırmak üzere kurulan komisyona “28 Şubat döneminde bankaya belli şirketler ile belediyelere kredi verilmemesi konusunda çok baskı yapıldığını söylediğini hatırlattı.

Zeyrek yönelttiği, “Siyasi baskılar yüzünden Refahlı belediyelere kredi vermeyi kesmiş miydiniz?” sorusuna aldığı yanıtı şöyle aktardı:

“Tersine, İstanbul’da Validesultan Şubesi’ni İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis ettik. Bir de belediyede bir ofis açtık ve işlemlerin oradan sürdürülmesini sağladık. Bankacılık ekonomik bir faaliyettir. Siyasi yaklaşımlarla yapılmamalıdır.”

Zeyrek’in ‘Bu 28 Şubat döneminde dahi yapılmamıştı’ başlıklı yazısının son bölümü şöyle:

HANİ YERLİ VE MİLLİCİYDİK?
Kamu bankalarının bu tavrı belediyelere yurtdışından kaynak bulma dışında bir seçenek bırakmayacaktır. Özel bankalardan alınacak kredilerin kaynağı da sonuçta yurtdışı kaynaklar olacaktır.

Ekrem İmamoğlu’nun kredi arayışıyla gerçekleşen yurtdışı temaslarına -her ne kadar daha ucuza borçlanma fırsatı yakalamış olsa da- bu açıdan bakıyorum ve durumun bu noktaya gelmesine neden olanlara “hani yerli ve milliydiniz” diye sormadan edemiyorum.

28 Şubat 1997’de, “post-modern” darbeciler, siyasete müdahalenin yanı sıra ordunun baskısıyla sermayenin el değiştirmesini de hedeflemişti. Devletin eliyle, kamu bankalarıyla Refah Partisi’yle bağlantılı hiçbir kuruma, şirkete ya da şahsa yaşam alanı bırakmamak istemişlerdi.

Siyasetin ekonomik alana bu şekilde müdahale etmesi, kamu bankalarının siyasi kararlar alması size de 28 şubat günlerini çağrıştırmıyor mu?

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

MHP’de rüşvet skandalının gizli video kaydı ortaya çıktı! İşte o video…

Yayınlanma tarihi

-

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Kocaeli İl Başkanı Aydın Ünlü’nün bir otelin ruhsatını çıkarttırabileceğini söyleyerek bir vatandaştan 30 bin lira para aldığı iddia edildi.

MHP Kocaeli İl Başkanı Aydın Ünlü bir yurttaştan otel ruhsatı vermek için 30 bin lira para aldığı, ancak ruhsat işini halledememesine rağmen  vatandaşa parasını geri ödemediği ileri sürüldü.  Parasını isteyen yurttaşa ise ‘MHP amblemi ile seçime girmediğimiz için bin lira bile düşmedi’ ‘demek oldu?

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Kocaeli İl Başkanı Aydın Ünlü’nün yaklaşık bir yıl önce bir otelin ruhsatını çıkarttırabileceğini söyleyerek Bahadır isimli bir vatandaştan 30 bin lira para aldığı iddia edildi.

Ünlü tarafından mağdur edildiğini iddia eden vatandaşın MHP İl Sekreteri İzzet Erdem ile il binasında yaptığı özel görüşme şahsi cep telefonundan kayda alındı. Aradan aylar geçmesine rağmen Ünlü’den 30 bin lirayı geri alamadığını iddia eden vatandaşın çektiği video sosyal medyada hızla yayılmaya başladı.

“İl başkanı valiye liste verir, CHP hariç”

Kocaeli yerel medyasında gündeme gelen olayda, İzzet Erdem’in Aydın Ünlü’nün adını vermeden Ünlü’den söz ettiği, parayı vatandaşa geri ödeyecekleri yönünde oyalama taktiği yaptığı aleni bir şekilde görülürken, MHP İl Başkanı Ünlü’nün, isteyene silah ruhsatı ayarlamak için de kurumlarla nasıl işbirliği yaptıklarını, silah ruhsatı karşılığında vatandaşlardan 15 bin lira para aldıklarını itiraf ettiği ortaya serildi. İzzet Erdem, 15 bin liraya ruhsat masraflarının dahil olmadığını, bu paranın sadece aracılık hizmeti için alındığını ifade ettiği görüldü. MHP’li Erdem, Cumhur ittifakı ortağı olmanın nimetlerinden yararlanarak, silah ruhsatı almanın Ünlü için zor olmadığını ise “İl başkanı (Aydın Ünlü) liste yapar, Vali’ye verir, hepsi için konuşuyorum ama CHP hariç” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Gündem

6 maddede Kanal İstanbul’un yaratacağı felaketler

Yayınlanma tarihi

-

Milyonlarca insanı bir deprem bölgesinde adaya mahkûm etmenin savunulacak bir yönü yoktur.

İstanbul’un Avrupa yakasını ikiye bölecek olan Kanal projesi, doğal bir suyolu olan İstanbul Boğazı’nı petrol tankerlerinin zararlarından koruyacağı ve kanaldan geçişin paralı olması nedeniyle yüksek kazanç elde edileceği yanılsamasıyla çılgın proje olarak adlandırılmaktadır. Oysa bu iddialar bilimsel gerçeklere, hukuka, akla ve sağduyuya aykırıdır. Öncelikle vurgulanmalıdır ki kanallar, birbiriyle bağlantısı olmayan denizleri insan eliyle birleştirdiği ve bu sayede ulaşımı kolaylaştırdığı için ücrete tâbidir. Ancak deniz parçalarını birleştiren doğal suyollarında gemilerin serbest geçişi söz konusudur. Bu itibarla İstanbul Boğazı’nı bazı gemilere kapatarak onların kanaldan geçmeye mecbur olacağı ve böylelikle İstanbul Boğazı’nın korunacağı, kanal geçişinden yüksek ücret alınacağı iddiası gerçeklerle örtüşmemektedir. Zira Kanal İstanbul, hiçbir şekilde Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayan Süveyş Kanalı veya Atlas Okyanusu’ndan Pasifik Okyanusu’na geçmeyi sağlayan Panama Kanalı ile benzer bir statüye sahip olamaz.

Marmara Denizi ile Karadeniz arasında açılacak kanal, İstanbul’un Avrupa yakasında bir ada oluşturmaktadır. Adaların anakaraya bağlandığı bir dönemde, anakaranın ada haline dönüştürülmesi pek çok sorunu beraberinde getirmektedir:

1.  İstanbul’da ada meydana getirecek olan kanal, Trakya ile İstanbul’un bağlantısını koparmaktadır. Kanal üzerine yapılacak köprülerle Trakya’ya ulaşım sağlanacaktır. Ancak 15 Temmuz darbesi açıkça göstermiştir ki köprüler tutulabilir ya da kolaylıkla bombalanabilir. Dolayısıyla kanal, Trakya’nın güvenliğini tehdit etmektedir. Diğer yandan yıllarca sürecek olan kanal inşası sürecinde de kanalın batısında oturan İstanbulluların İstanbul’un diğer bölümleriyle karadan ulaşımı kesilecektir.

2.  Nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu bu bölgede kanal ile meydana gelecek olan ada, her türlü felakette insanların adada mahsur kalmasına yol açacak ve yardımları da engelleyecektir. Kanal inşasının beklenen büyük Marmara depremi üzerindeki etkilerini bir kenara koysak bile, gerçekleşme zamanı her geçen gün yaklaşan büyük deprem sonucu adada mahsur kalanların kurtarılması, tahliyesi ve yardım dağıtımı çok büyük güçlükleri beraberinde getirecektir. Köprülerin yıkılmadığı varsayımında bile kanal, Trakya’dan karayoluyla gelecek yardımı zorlaştıracaktır. Milyonlarca insanı bir deprem bölgesinde adaya mahkûm etmenin savunulacak bir yönü yoktur.

3.  Yıllarca sürecek kanal inşası İstanbul’u bir şantiye alanı haline getirecektir. Kazı esnasında oluşacak hava kirliliğinin milyonlarca insanın sağlığı üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. Diğer yandan kazı sonucu çıkarılacak toprakla Marmara Denizi’nde adacıklar oluşturulacağı söylenmektedir. Bu adacıkların beklenen Marmara depreminde sualtında kalacağını öngörmek için uzman olmaya gerek yoktur. Su sıkıntısı çeken, çok yoğun nüfusun bir arada yaşadığı İstanbul’da kanal inşası büyük bir ekolojik felaket oluşturacak ve zaten doğal olarak birbirine bağlı olan Karadeniz ve Marmara Denizi’nin bir de kanalla tekrar bağlanması bu denizlerin de doğal düzenini bozacaktır.

BOĞAZIN TİCARİ GEMİLERE KAPATILMASI MÜMKÜN MÜ

4.  Kanal İstanbul’un, petrol tankerlerini Boğaz’dan geçirmeyerek onu tehlikelerden koruyacağı iddiası da gerçeklerle örtüşmemektedir. Zira İstanbul Boğazı hukuken tek başına mütalaa edilmemektedir. Yürürlükte olan Montrö Sözleşmesi de ondan önceki düzenlemeler de İstanbul Boğazı-Marmara Denizi-Çanakkale Boğazı’nı birlikte Boğazlar olarak nitelendirmektedir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi m. 1,Boğazlar’dan geçiş ve ulaşım özgürlüğünü kabul ederken, Boğazlar’ın neyi ifade ettiğini Başlangıçta tanımlamıştır. Boğazlar, Çanakkale Boğazı-Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı’dır. Dolayısıyla Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı bir bütün olarak Türk boğazlarıdır ve doğal suyolu olarak Montrö Sözleşmesi’ne tâbidir. Bu nedenle Türkiye, Boğazların bir bölümü olan İstanbul Boğazı’nı bazı gemilere kapatarak onları kanaldan geçmeye zorlayamaz. Montrö Sözleşmesi Türkiye’nin Boğazlar üzerinde hâkimiyetini pekiştirmiş ve Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin yararına hükümler getirmiştir. Bu Sözleşmenin sona erdirilmesi halinde yeni bir sözleşme yapılana kadar Boğazlardan geçiş ve seyrüsefer serbestliği ilkesi yürürlükte kalacaktır. Kanal ve özellikle kanalın işletimi Montrö Sözleşmesi’nin sona erdirilmesi için bahane olarak kullanılabilir. ABD, Sözleşmeye taraf değildir ama taraf bir devleti vekil olarak kullanarak sonlandırma talebinde bulunduğunda, bizim hiçbir biçimde kabul etmediğimiz transit geçiş sistemi ileri sürülebilir. Bu nedenle Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin de çıkarına olan bu Sözleşmenin sonlandırılmasına bahane üretecek girişimlerden kaçınılmalıdır. Tekrar vurgulanmalıdır ki Montrö Sözleşmesi olmasa da İstanbul Boğazı tek başına hukuki statüye sahip değildir; Boğazların tümü uluslararası seyrüsefer için kullanılan doğal suyoludur ve bu yolun bir bölümünün bazı ticaret gemilerine kapatılması hukuken mümkün değildir.

5.  Petrol tankerlerinin kanaldan geçmesinin çevreye zarar vermeyeceği iddiası da gerçekçi değildir. Zira Boğaz’dan daha dar olacak kanalda bir gemi yangını ya da kazasının olmayacağı garanti edilemez. Böyle bir durumda dar kanal çevresindeki insanların uğrayacağı zarar daha büyük olacaktır.

6.  İstanbul Boğazı’ndan geçişte hiç para alınmadığı iddiası doğru değildir. Montrö Sözleşmesi doğal suyolu olan Türk Boğazlarından geçişte EK.1’de belirtilen vergi ve harçların alınmasına imkân tanımıştır. Burada mesele para değil, güvenlik meselesidir. 1979 Independente kazasından sonra Türkiye bu noktada önemli düzenlemeler yapmış ve Montrö Sözleşmesi çerçevesinde bunları kabul ettirmiştir. Çevre bilincinin çok geliştiği 21. Yüzyılda Türkiye, İstanbul Boğazı’nı koruma adına güvenlik tedbirleri alabilir ve bu tedbirlerin uluslararası hukuka uygun olduğunu ortaya koyabilir. Boğazı korumak için gerekli tedbirlerin alınması yerine, çok pahalı kanal açıp seferlerin artık buradan yapılacağını, böylece Boğaz’ın korunacağını ileri sürmek sadece hukuka değil, akla ve sağduyuya da aykırıdır. Kanalın çevresinde yeni yerleşim yerleri açılmasa (ki yeni uydu kentler yapılacağı baştan beri ileri sürülüyor) bile bizatihi kanalın kendisi çevre felâketine yol açacaktır. Doğal suyolu ile birbirine bağlı iki denizi bir de kanalla birbirine bağlamanın bilimsel ve rasyonel bir açıklaması yoktur. Bu nedenle bu proje çılgın değil, tehlikeli ve zararlıdır. İstanbul için zararlı olan Türkiye için zararlıdır.

Sibel Özel (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk ABD Başkanı)

Devamını oku

Gündem

Ahmet Davutoğlu’nun Partisinin ismi Belli Oldu

Yayınlanma tarihi

-

Bir Parti ve Bizim Parti isimleriyle anılan ve önümüzdeki günlerde resmi olarak açıklanması beklenen AKP’den istifa eden Ahmet Davutoğlu’nun yeni partisinin adı hakkında yeni bir iddia ortaya atıldı.. Eski Başbakanlardan Davutoğlu partisini bu ay içerisinde resmen kuruyor, iddiaya göre partinin İsmi Yaşam ve Adalet Partisi (YAP) olacak.

Davutoğlu’nun kuracağı partinin adı “Yaşam ve Adalet Partisi” (YAP) olacak.

YAP’ın logosu da parti tüzük dosyasının ilk sayfasında yer aldı. Logoda yukarı doğru bakan hilalin üzerine yerleştirilmiş “adalet” kavramına vurgu yapan terazi görseli bulunuyor.

PATENT BAŞVURUSU YAPILDI

YAP” için geçtiğimiz günlerde Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvuru yapılmıştı.
Bu arada parti adında geçen “adalet” kelimesi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AKP) de geçiyor. Bunun da tartışmalara neden olması bekleniyor.

Diğer yandan yeni partinin adının “Gelecek Partisi”, “Bir Parti“, “Bizim Parti” olacağı da iddia edilmişti. BirGün edindiği kulis bilgilerine dayanarak geçtiği haberde partinin isminin “Gelecek Partisi” olması konusunda mutabakata varıldığını, partinin logosunun ise yeşil renkli çınar yaprağı olacağını iddia etmişti.

Sözcü’den Saygı Öztürk’ün haberine göre ise 81 ilden 130 kurucunun yer aldığı toplantıda partinin adının “Bizim Parti” ya da “Bir Parti” olaması üzerinde duruldu. Toplantıda “Bizim Parti” ismi öne çıksa da, yeni gelen öneriler üzerine partinin adı en geç perşembe günü netleşecek.

Devamını oku

Popüler İçerikler